30 Eylül 2015 Çarşamba

İNGİLTERE - LONDRA (TURISTIK)

Favorim de sıra;  Londra... Efendim evet havası biraz tuhaf olabilir, Temmuz'da yağmur yağabilir, kışın donabilirsiniz, bu nedenle biraz kasvetli olabilir, (tabii Mayıs ayında kısa kollu da giyilebilir (nadiren) ) ama ne olursa olsun Londra güzel şehir... Yaşanır mı? Bence yaşanır... Bazen havası ile depresyona sokabilir, o zaman atlayıp haftasonu için İstanbul'a gelmek lazım, orası ayrı :)

Şehir her haliyle güzel, her haliyle yaşanası. Her gidişimde farklı bir tat alıyorum ve daha da çok seviyorum Londra'yı... Bir kere kolaylıklarla dolu bir yer. Ulaşım inanılmaz. Sadece metro (müthiş aksanları ile İngiliz'lerin "tube" dediği :) ) değil, otobüs, tren vs şehircilik adına inanılmaz bir çalışma var Londra'da. Bir sonraki seçimde belediye başkanlarına ben de oy vermek istiyorum o derece. :) Londra'ya iner inmez bir oyster kart almanızı öneririm, bununla sadece metroya değil tüm toplu taşıma araçlarına binebilirsiniz. Yalnız binerken metro ile platform arasındaki boşluğa dikkat edin İngilizler bu konuda biraz hassas (Mind the Gap :) )



Bu arada havalimanı şehir içi ulaşım için metro, otobüs, tren seçeneklerinin dışında iyi bir servis için Swiss Cottage'ı deneyebilirsiniz. Fiyatlar oldukça uygun, konfor ise paha biçilemez. Özelllikle yüklü bir valiz ile dönüyorsanız :)

Malum İngilizler sağdan direksiyonlu araba kullanıyorlar. Buna bağlı olarak trafikte araçların geliş yönü de alışkın olduğumuzdan farklı. Farklı olmayı seviyorlar belki ama sizin için hayatı kolaylaştırmak için yollarda sürekli arabaların nereden geldiğini gösteren yazılar koymuşlar :) Nereye bakacağınızı bilin de bir kazaya kurban gitmeyin diye. Biraz "Walking for Dummies" tadında ama kesinlikle faydalı. Baktınız emin değilsiniz, iki tarafa da bakmanızda fayda var tabii. Zaten arabalar nereden geliyoru anlamaya başlayana kadar tatilinizi tamamlamış olacaksınız. :)



Ben Londra'yı sevdiğimden midir bilmiyorum hayatımın çok uzun bir döneminde hep bir bağım oldu benim Londra ile. Önce amcamın, sonra ve halen de bilumum arkadaşlarımın orada yaşaması, hep yurtdışındaki ilk durağım yaptı burayı. Ben sevdiğim için mi bu kadar hayatımın içinde hep, yoksa hayatımın içinde olduğu için mi seviyorum orası meçhul tabii. Ama aşağıda yazılanlar biraz peşpeşe sıralanmış aktiviteler içermekle birlikte aslında yaklaşık 15-20 kere gidilip toplamda geçen zaman olarak ise 6 aydan fazla zaman geçirilmiş bir şehir hakkında bir yazı olarak düşünülebilir... Ha bir de açık söylemek gerekirse çok objektif olamayabilirim Londra konusunda, seviyorum napiyim :)


                      

                     

28 Eylül 2015 Pazartesi

İNGİLTERE - LONDRA (YAŞAM / YEME-İÇME)

Londra'nın ne denli muhteşem bir şehir olduğunu aslında şu yazımda anlatmıştım. Ama bana yetmedi. Daha doğrusu zaman içinde gitmeler ve aksiyonlar arttıkça tek yazı Londra'ya yetmedi. O sebeple yazının bir bölümünü turistik olan bilgilere, bu yazıyı ise daha çok yaşam tarzı, yeme-içmeye ayırma kararı aldım. 

Öncelikle Londra'nın bence olmazsa olmazı pazarları. Hemen hepsine gittim, hepsinden ayrı bir keyif aldım. Aşağıda tüm pazarları kısaca özetlemeye çalıştım, umarım faydalı olur.

PAZARLAR
Nothing Hill Portobello Market 
Camden Town
Bricklane & Spitalfields
Boroughmarket
Broadway Market

Portobello Market'e gitmişken Nothing Hill'de güzel bir yürüyüş yapabilirsiniz. Pazar Londra'nın Batı kısmında, daha çok ikinci el eşyalar bulabileceğiniz sevimli bir pazar.


8 Ağustos 2015 Cumartesi

İTALYA - SİCİLYA (KATANYA, SİRACUSA, ORTIGIA, TAORMINA, MESSINA,CEFALU, MONREALE, PALERMO, CORLEONE)

Hem yaz tatili yapmak, hem de tarihi bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız Sicilya sizin için güzel bir tatil rotası olabilir. Yalnız tercihen Mayıs ya da Eylül aylarında gitmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Ben Temmuz'da gittim 40 derecede gezmek biraz sıkıntı yarattı. Gerçi yazın gittiğinizde de gündüzü deniz tatiline ayırıp, akşam üstü itibariyle geziye geçebiliyorsunuz. Tercih size kalmış.

THY'nin Katanya'ya direk uçuşu bulunuyor. 2 saatlik uçuş oldukça kısa olsa da, bana mı denk geldi bilmiyorum ancak küçücük havalimanında bagajların gelmesi yaklaşık 1 saat sürdü. Sonrasında  bir de İstanbul'dan gelen uçaklardaki tüm bagajlar X-Ray'den geçirildi derken, toplam yolculuk 3,5 saat kadar sürüyor diyebilirim.

Katanya adanın Doğu yakasında. Ada deyince öyle küçük bir ada diye düşünmeyin. Araba kiralamadan Sicilya'da gezmeniz mümkün değil. Bu nedenle Sicilya tatilinde birinci ihtiyacınız araba ve Tomtom (Navigator) olacak. Araçları hemen havalimanının dışından kiralayabiliyorsunuz, Sicilya'nın dar sokaklarında rahat dolaşmak ve park etmek için tercihen küçük araç seçmenizi öneririm. Adanın bir haritasını koymakta fayda var. Benim gittiğim bölgeler Doğuda Katanya, Taormina, Messina ve Siracusa. Kuzey'de Cefalu, Monreale, Corleone ve Palermo.


5 Ağustos 2015 Çarşamba

JAPONYA

Japonya deneyimini ve yazılarını burada bir toparlamak istedim. Ülke olarak bambaşka bir dünyanın kapılarını açtı Japonya bana, ama daha da fazlası gittiğim her şehrinde farklı bir şey katmış olması... O yüzden yazıları ayırıp yazmayı tercih ettim zaten, hepsi birbirinden başka bir deneyim ve sanki farklı bir tatil konusuydu. Ben Japonya'da Japon turist oldum ve sürekli fotoğraf çektim. Buraya bir bölümünü koyabildim ama inanın o manzaralar karşısında fotoğraf çekmekten alıkoyamıyorsunuz kendinizi.



Japonya bana ne hissettirdi, biraz ondan bahsedeyim. Öncelikle insanların beklenenin aksine çok ama çok yardımcı buldum. Evet İngilizce'leri yeterli değil ama canla başla yardıma koşuyorlar. Yabancıları merakla süzüyorlar evet ama kötü kötü bakmak anlamında değil, anlamak anlamında. Çocukların bakışları genel olarak biraz daha garip oluyor tabii. Gözler onlara göre baya farklı olunca bir çok küçük çocukla dakikalarca bakışmalar yaşamışlığım var evet :)

İnsanlar birbirine karşı çok saygılı, hak yememek ve saygı göstermek konusunda gerçekten çaba harcıyorlar. Avrupa'lılarda da olan bu durum Japonlarda bir miktar daha ileri gitmiş, saygılı olmalarının yanı sıra daha "iyi" geldiler bana. Hep iyilik ister, hep iyilikten medet umar bir tavırları var. Tabii 10 gün genelleme yapmak için çok erken ama 10 gün içerisinde benim rastladıklarım böyleydi diyeyim. 

Bu arada alfabelerinin 2000 karakterden oluştuğunu ve hatta bazı karakterlerin direk kelime anlamı olduğunu öğrendim. 6 yaşında okula başlayıp yaklaşık 12 yılda öğreniyorlarmış, Kendi dillerinde okuma yazmayı öğrenmeyi 18 yaşında tamamladıkları düşünülünce çoğunlukla İngilizce bilmemeleri bana çok da tuhaf gelmedi açıkçası. :) Ama okuma yazmanın bu kadar sürdüğü bir noktada, mühendislik konusunda bu derece ileri gidebilmeleri de ayrı bir başarı noktası.

"Mühendislik" demişken Japonya'da en garip şeylerden biri de tuvaletlerdi :) Evet klozetleri inceleyip çözmeniz gerekiyor, üzerlerinde en az 5-6 düğme oluyor ve her birinin ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyorsunuz bir süre. Klozet markaları TOTO :) Mesela aşağıdaki en basitlerinden biri. Nereden hangi suyu fışkırtmak istiyorsunuz, klozet kapanığı nasıl açıyorsunuz vs gibi türlü düğmeler var. Bir de klozetler alttan ısıtmalı :) Tuvalet olayını bir hayli önemsiyorlar yani :)


Bu arada Japonya dünya merkezine oldukça uzak, 11 saat uçuş ile gittiğimi söylediğimde rehbere çok az geldi. Çünkü 11 saat onlar için az. Bu nedenle zamanında Orta Asya'dan göç eden ve bu topraklara kadar gelen atalarımıza müteşekkir oldum ben bu tatil sırasında :) Oradaki dünya haritaları da haliyle bizim gördüklerimiz gibi değil. Ortada Japonya var. Sanırım herkese göre dünyanın merkezi kendi ülkesi.

Bir parantez de tabi ki hemen her konuda başlarına gelen kötü şeyleri kovma ve onların üstesinden gelme konusunda gösterdikleri üstün çaba için. Bu inanmışlık beni çok ama çok etkiledi. Su akar yolunu bulur felsefesini hayatlarının bu kadar içine koyabilmiş olmalarına hayran kaldım. Hemen her şehirde etkisini görmekle birlikte özellikle Kyoto beni ruhani olarak derinden etkiledi diyebilirim. Tapınaklar, türbeler ve her şeyden öte insanların yaşam şekilleri ve inanmışlıkları ruhuma dokundu sanıyorum. Kendinizi daha farklı bir moda sokma ihtiyacınız varsa özellikle denemenin faydalı olacağını düşündüğüm bir tatil rotası olduğunu söyleyebilirim.


TÜM JAPONYA YAZILARI

3 Ağustos 2015 Pazartesi

JAPONYA - TOKYO

Geldim bir türlü başlayamadığım şehre, Japonya'nın en büyük şehri olan Tokyo'ya... Ben Tokyo'ya Hakone'den Shinkansen ile geçtim. Burası hepinizin bildiği gibi gerçek bir metropol. Bence çok da düzenli ve oldukça güzel bir şehir. Tokyo'da tabi ki ilk dikkatinizi çeken şey devasa yapılar. Büyük büyük binalar, kocaman ve karmaşık köprüler. Öyle ki köprü konusunda neden Japonlara güvendiğimizi bir kez daha anladım, yalnız bir gerçeği de belirtmekte fayda var, kendilerine yaptıkları köprüler bizimkilerden biraz daha büyük ve gösterişli :) Ama sonuçta Asya ve Avrupa'yı bağlayabilmek bizim güzel köprülerimizin tekelinde olduğu için bence sıkıntı yok. :)


Köprü dışında devasa yapılardan biri de tabi ki Tokyo Tower. Japonya'da alışık olduğumuz üzere bu kulenin de bir dilek özelliği var. :) Kulenin ışıkları akşam güneş batınca yanıyor, şehirde herhangi bir yerde ışıkların yandığı anda görür ve dilek dilerseniz, dileğiniz oluyor. Ben tabi ki bunu da es geçmedim ve dileğimi diledim. Çıkıp çıkmadığını zaman gösterecek. Işık her dönem farklı renklerde yanabiliyormuş. Yani bu güzel kule sürekli kıyafet değiştiriyor. Özellikle akşam manzaralı bir yerden kuleyi izlemenizi öneririm. Yakından kuleyi en iyi görebileceğiniz yer Roppongi bölgesi. Yalnız insan yakından yandığını çok anlayamayabiliyor, gereksiz beklemeyin diye belirtmek istedim :)



26 Temmuz 2015 Pazar

BOZCAADA

Son Güncelleme: 2015

Bozcaada, Yunan adaları da dahil en sevdiklerimden ama ah o yol ve feribot eziyeti... Hele de tatil zamanı gidiyorsanız (yani bayram vs gibi) Bozcaada’ya gitmek için (İstanbul'dan) 2 kez feribota binecek olma fikri gerçekten çok ürkütücü. Ürkütücü olan feribota binmek değil de binebilmek için saatlerce sıra beklemek... Yine de değer mi? Değer... Ama seçeneğiniz varsa şayet, sizin tatil kabul ettiğiniz ancak resmi olarak tatil olmayan bir zamanda gidin :) 

Bu arada yeni uygulama ile en azından adadan dönüşte rezervasyon yaptırdığınız feribota biniyorsunuz, bu bile bir gelişme. Daha önce 4 saat önce araba bırakmak zorunda kalmışlığım var...


                                            

Ada’da görülmesi ya da yapılması gerekenler; buz gibi muhteşem denize girmek, şarap içmek, şarap almak (Corvus'a uğramadan, şarapları denemeden ve şarap almadan dönmek zaten mümkün değil), balık ve mezelere doymak, rüzgar santrallerinin orada gün batımını izlemek, muhteşem ev yapımı reçelleri tatmak...

JAPONYA - HAKONE (FUJI)

Fuji Yanardağı'nı görmek için ana üs olarak kullanılan Hakone bölgesine geldi sıra. Hakone'ye gitmek üzere Odawara istasyonuna Kyoto'dan yaklaşık 3 saatte Shinkansen ile ulaşabiliyorsunuz. Hakone'ye bir gün ayırmanızı öneririm. Böylece hem muhteşem Hakone Açık Hava Müzesini gezebilir, hem de Ashinoko gölünde bir tekne gezisine çıkabilirsiniz. Bu tekne gezisi sırasında da meşhur Fuji dağını görüp fotoğraflayabilirsiniz. 

Fuji'yi görmenin bir kaç yolu var. Biri bahsettiğim tekne gezisi, biri teleferik, bir diğeri de Pnshi Hakone Koen parkı. Malesef sis nedeniyle ben üçünden de göremedim ama olsun, havası da yetti :)

Hakone Açık Hava Müzesi gerçekten bir görsel şölen, hem doğa, hem heykeller çok etkileyici. Müzenin içerisinde bir de Picasso sergisi bulunuyor. Müzede gezerken ne tarafa bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Bir yandan çiçekler ve ağaçlara, bir yandan da muhteşem heykellere bakıyorsunuz.




JAPONYA - NARA

Japonya'nın ilk imparatorluk başkenti olan Nara Kyoto'dan yaklaşık 45 dakika uzaklıktan bir şehir. Meşhur JR Pass'iniz varsa bu seyahat de sizin için ücretsiz olacak elbette. 

Nara'da tren istasyonunda iner inmez kendinizi yukarı doğru yürümeye verin. Görmeniz gereken 3 tane yer var. Todaiji Tapınağı, Kasuga-taisha shrine'ı ve Nara Parkı, meşhur geyik parkı. Aslında bunların hepsi parkın içerisinde bulunuyor.

Tapınak ve shrine genel olarak tüm şehirlerde gördükleriniz gibi ama geyik parkı denilen alan gerçekten yaşanması gereken bir deneyim. Parkın içerisinde neredeyse "evcil" hale gelmiş geyiklerin arasında geziyor, onları besliyorsunuz. Tabii parkın hemen her yerinde geyiklerin evcil olmadığı, saldırabildikleri gibi tabela ve bilgiler var ama tahmin edersiniz ki pek de dinleyen yok. Bu nedenle arada yiyecek peşindeki geyikler ile onları besleyen insanlar arasında bazı kovalamaca olayları da yaşanıyor. Geyikler de gerçekten yabani gibi değiller bu arada. Geyikler tanrıların habercisi oldukları kabul edilen 8. yüzyıldan beri parkta koruma altında tutuluyorlar. Ben geyikleri oldum olası çok sevdiğim için pek bir eğlendim bu parkta. :) Bu arada geyiklerden bağımsız olarak park da çok güzel. Bu harika parkın, ağaçların arasında yürüyüş yapmak ayrı bir keyif diyebilirim.

Japonya'ya giderseniz Nara'ya bir yarım gün uğrayın derim. 

20 Temmuz 2015 Pazartesi

JAPONYA - KYOTO

Kyoto Japonya'nın gördüğüm en eğlenceli ve güzel şehri, ben çok beğendim. Kyoto'ya Osaka'dan tren ile geçilebiliyor. Meşhur Shinkansen trenleri ile yaklaşık 25 dakikada Kyoto'da olabiliyorsunuz. 

Benim Japonya'da gördüğüm en güzel tapınak, bir Budist tapınağı olan Golden Pavilion'du. Gerek altın rengi tapınak, gerekse incelikle tasarlanmış muhteşem bahçesi görülmeye değerdi. Gerçekten çok beğendim burayı. 





JAPONYA - HIROSHIMA

Hiroşima gezisine başlamadan önce Japonya'ya turist olarak gittiğinizde yapmanız gereken ilk şeyi söylemeliyim, bir Japan Rail Pass edinmek. Bu kart tüm trenlerde geçiyor, bununla bütün ülkeyi şu meşhur hızlı tren olan Shinkansen ile gezmeniz mümkün. Ben JR Pass'imi tepe tepe kullandım, çok da memnunum :)

Hiroşima Osaka'dan Shinknasen ile yaklaşık 2 saat sürüyor. Bir ek bilgi daha, olur da tren saatinizi kaçırırsanız bilet için gittiğinizde size yer yok derlerse vazgeçip dönmeyin. Shinkansen'de sadece bazı vagonlarda yerler rezerve edilebiliyor. Ama rezerve edilecek yer olmaması trende yer olmadığı anlamına gelmiyor, diğer vagonlarda erken gidip binip yer bulup oturabilirsiniz. Vagonların üzerinde rezerve olup olmadıkları yazıyor. Ben bunu malesef acı bir tecrübe ile asıl treni kaçırıp, diğer iki trende yer olmadığını düşünüp 2 saat bekledikten sonra bindiğim Shinkansen'de öğrendim. Siz yapmayın :(

Japonya'da JR Pass dışında bir de şehir içinde metroda kullanmak üzere bir PASMO olmanızda fayda var. Bunu akbil gibi doldurup metroyu istediğiniz şekilde kullanabiliyorsunuz. 

Bu kadar yol bilgisi sonrası gelelim Hiroşima'ya. Osaka Shin-Osaka istasyonundan direk tren ile Hiroşima'ya gidebiliyorsunuz. Bu arada endişe etmeyin tren, metro vs tüm sistemler çok net kolay ve İngilizce tüm bilgilere ulaşabiliyorsunuz. 

Trenden indikten sonra Hiroşima'da yapacak iki şey var, biri meşhur Hiroshima Peace Memorial Parkı gezmek, diğeri ise Miyajima Adasına bir yolculuk. %99'u orman olan Miyajima adasına feribot ile gidiyorsunuz. Adadaki Itsukushima Shrine'ının önünde meşhur yüzen O-torii Gate sizi karşılıyor (Floating Torii Gate). Bunu fotoğraflamadan adaya gitmiş sayılmıyorsunuz. :) Adanın etrafında istiridye avlanıyor. Ada gidip görmek ve özellikle Torii Gate'i görüntülemek için faydalı.