TÜRKİYE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TÜRKİYE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2017 Pazartesi

KIŞ KAYAK TATİLİ

Uzun zamandır yazmama nedenim, kış tatilimi genel olarak kayak tatilinde geçirmiş olmam. Aslında kayağa bu sene başladığım için çok fazla bilgi sahibi değilim henüz. Ama özellikle yeni başlayan ya da başlayacak olanlara fikir vermesi açısından bir acemi olarak deneyimlerimi paylaşmak isterim.

Bu sene Türkiye'de üç ayrı yeri deneme fırsatı buldum; Kartalkaya, Kayseri Erciyes ve Erzurum Palandöken. 

Kartalkaya ilk gittiğim ve ders alıp öğrenmeye başladığım yer olduğu için pistleri bana diğerlerine göre daha zor geldi. Ama büyük ihtimalle bu benim algım ile alakalı, çünkü sonradan kimle konuşsam pistlerin yeni başlayan seviyesinde olan kişiler için oldukça iyi olduğunu söylediler :)

Ben Kartalkaya'da ilk günü ders alıp baby pistte dolanarak geçirdim. Özellikle kar sapanı ve dönüş çalışarak geçti ilk gün. İkinci gün tepeye çıkmaya cesaret ettim ve kazasız belasız bir kaç tur inmeyi başardım. 

9 Ekim 2016 Pazar

URLA

Bir haftasonu kaçamağı için gittiğim Urla'ya geldi sıra. Araç ile Osmangazi Köprüsünden gitmeyi tercih ettim ben, Bursa'da trafik, Karacabey girişinde ve Manisa'da yol çalışması derken yolculuk 7 saate yakın sürdü. Araba ile gitmek bu şartlar altında ne kadar mantıklı çok emin değilim ama Urla'ya gitmeye değdi mi derseniz, bence değdi. Bu arada bu yol üzerinde Karacabey girişindeki Tavacı Refik'te saç kavurma, kuzu ve kestaneli kabak tatlısı yemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Öncelikle Urla merkez ile ilgili pek bilgi veremeyeceğim zira gitmedim bile :) Otel olarak sahil kenarında Yelken Oteli tercih ettim, hemen denizin kenarında oldukça güzel küçük bir otel. Tavsiye ederim.

Urla sahili çok güzel, sakin ve huzurlu bir yer. Burada özellikle Denizaltı Cafe'de denize nazır güzel bir kahvaltı ile güne başlamanızı öneririm. Azimliyim, sporcu ruhluyum derseniz sabah sahilde bir yürüyüş de güzel olabilir bence. 

18 Mayıs 2016 Çarşamba

ADIYAMAN - NEMRUT

Yıllardır istediğim ancak bir türlü ayarlayamadığım Nemrut dağı gezisini nihayet şansın da yardımı ile gerçekleştirme fırsatı buldum.

Nemrut'ta güneşin doğuşunu izlemek bence ömürlük bir tecrübe... Bir daha gider miyim, sanmıyorum ama herkesin ömründe bir kere bunu yaşaması gerektiğini düşünüyorum. 

Nemrut'a gitmek için iki seçeneğiniz var, Malatya tarafından, ya da Adıyaman tarafından. Ben Adıyaman'dan gittim. Adıyaman oldukça küçük bir şehir ancak özellikle Nemrut'a çıkacak turistleri ağırlayan bir kaç güzel otel seçeneği mevcut. Ben Otel Antiochos'ta kaldım. 

Dağa zamanında çıkıp gün doğumunu yakalamak için sabah 3 gibi otelden ayrılıp daha doğru yol almanız gerekiyor. Yol biraz zorlu, virajlı ve bir tarafınız uçurum :) Ama gitmeye değer tabi ki. Arabayı bıraktıktan sonra yaklaşık 15-20 dakika yürüyerek tepeye çıkmanız gerekiyor. Soğuk havada bu yürüyüş biraz yorucu ve zorlayıcı oluyor. Bu arada Mayıs ayında bile çok soğuk bir hava ile karşılaşacağınızı iletmem lazım. Kesinlikle temkinli gitmelisiniz. Ben polar üzerine 2 tane kalın mont giyip bir de üzerime battaniye alarak izleyebildim.

Şimdi sözleri bırakıyorum ve fotograflara geçiyorum. Ancak fotoğrafların gerçekleri tam olarak yansıtamadığını belirtmek istiyorum. Gerçeğini izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.




20 Nisan 2016 Çarşamba

NEZAHAT GÖKYİĞİT BOTANİK BAHÇESİ

İstanbul Anadolu yakasında yaşıyorsanız baharın gelişini karşılamak adına Ataşehir'in hemen yanındaki Nezahat Gökyiğit Botanik bahçesini görmenizi öneririm. Rengarenk çiçekler ve ağaçları görünce içinizin coşku ile dolmaması mümkün değil.

Parkla ilgili yazacak çok fazla şey yok aslında, sizi fotoğraflar ile başbaşa bırakayım... Bu görsel şöleni yerinde görmenizde fayda var tabii...

Sevgiyle...






13 Nisan 2016 Çarşamba

ŞANLIURFA

Özellikle son birkaç senedir Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu turları yapmaya çalışıyorum. Nisan - Mayıs ayları hava açısından ideal aylar, tavsiye ederim. :)

Urfa'ya direk uçuş ile hem Atatürk, hem Sabiha Gökçen'den gidebiliyorsunuz. Ben sabah Sabiha Gökçen uçuşunu tercih ettim, yaklaşık 1,5 saat sonra Urfa'da oluyorsunuz. Urfa'da ise havalimanı şehir ulaşımını yaklaşık 40-45 dk'da Havaş ile sağlayabilirsiniz.

Gitmeden önce birçok insan Urfa'nın güvenlik açısından sıkıntı olabileceğini iletmişti ancak yerinde gidip görmüş biri olarak diyebilirim ki güvenlik adına hiçbir sorun yaşamadım. Hatta Balıklıgöl'de karşılaştığım minik rehberimize "Halfeti'ye giderken güvenlik sorunu yaşar mıyız?" diye sorduğumda "Yolda radar falan yok" diye cevap aldım. :) Güvenlikten kastımın ne olduğunu bile anlamayacak kadar hayatlarının içerisinde yok terör... 

Urfa'da ilk iş olarak hemen herkesten duyduğumuz Cevahir Han'da kahvaltı ettik. Kahvaltı hem geniş seçenekli, hem de lezzetli. İnsanlar çok yardımcı ve güler yüzlü.





Sonra soluğu meşhur Balıklıgöl (Halil-ür Rahman)  ve şehir merkezinde alıyoruz. Urfa'nın Peygamberler şehri olarak anılmasının en önemli nedeni Peygamber'lerin atası İbrahim Peygamberin burada doğması ve bir çok peygamberin bir şekilde yolunun buradan geçmesi. İnanışa göre kral Nemrut rüyasında yeni doğan bir çocuk tarafından öldürüleceğini görüyor ve o yıl doğan tüm çocuklarının öldürülmesini emrediyor. İbrahim Peygamberin annesi Sara Hatun ise İbrahim Peygamberi doğurup bir mağaraya saklıyor. İbrahim Peygamber o mağarada ceylanlar tarafından yetiştiriliyor, 1 ayda 1 yıl büyüyerek 15 yaşına geliyor. Sonrasında putperestliğe savaş açtığı için Nemrut tarafından mancınık ile ateşe atılıyor. Atıldığı ateş suya, odunlar ise balığa dönüşüyor ve böylece Balıklıgöl oluşmuş oluyor. Balıklıgöl'ün hemen yanında bir de küçük Aynzeliha gölü bulunuyor. Urfa'ya gidince ilk iş olarak burayı görmeniz gerekiyor diyebilirim. Aynzeliha gölünün etrafı çay bahçeleri ile dolu, Balıklıgöl gezisi sonrası bu çay bahçelerinden birinde bir semaver çay içmenizi de öneririm.



4 Nisan 2016 Pazartesi

POLONEZKÖY POLİNA

Bahar ayları gelmişken İstanbul'da oturanlar için bir seçenek de Polonezköy. Haftasonu Kavacık'tan yaklaşık 20 dakikada ulaşabileceğiniz Polonezköy öncelikli olarak güzel bir kahvaltı yapmak için ideal. Kahvaltının ardından parkurda güzel ve tempolu bir yürüyüş yapıp temiz havanın tadına varabilirsiniz.



1 Mart 2016 Salı

BİR BAHAR GEZİSİ SAPANCA

Sapanca benim için genel olarak Richmond Nua'da masaj ve Titiz'de muhteşem kahvaltıdan ibaretti bugüne kadar. Bunları daha önce kısaca yazmıştım zaten, 

İstanbul'a 1,5 saat uzaklıktaki Sapanca günübirlik kaçamaklar için ideal. Gidip doğa yürüyüşü yapıp göl kenarındaki cafelerden birinde (Gölevi güzel bir seçenek) çay, kahve için en son Alabalık yiyerek günü tamamlamanız mümkün. Daha önce de dediğim gibi benim favorim Titiz'de kahvaltı ancak kahvaltı sonrası gitseniz de yapabileceğiniz bir çok aktivite var. 



26 Ocak 2016 Salı

BİR KIŞ GEZİSİ BOLU ABANT

Haftasonu kalktınız, dışarısı buz gibi, enerjiniz oldukça düşük, işte o nokta tam da karar alma noktanız bütün günü evde miskin geçirmek ya da kendinizi sokağa atıp aktivite peşinde koşmak. Benim her zaman ikinci tarafta olduğumu söylememe gerek yok sanıyorum :)

İşte böyle bir soğuk İstanbul sabahında İstanbul'dan kalkan araç kendini Bolu'da buldu. Karlı bir Bolu/Abant turu gerçekten aradığım şeydi sanıyorum. Karlarda yuvarlanmak, kartopu oynamak, müthiş manzarayı izlemek ve o manzarayı ancak 3'te 1'i güzelliğinde gösterebilen fotoğrafları çekmek. 

Evet fotoğraflar gerçeği tam yansıtamıyor ama yine de güzeller bence... Sadece gözünüzde canlandırabilmeniz için bir miktar fotoğraf... :) O beyazlık ve temizlik duygusu hem beden, hem ruh dinlendirmek için muhteşem. Bir de bu beyazlık İstanbul'da yağan ve trafik nedeniyle bizi illet eden bir beyazlık değil. Ayrıca sonrasında her taraf buz, çamur vs de olmuyor. Bu gerçekten doğa harikası bir beyazlık... 

 

1 Kasım 2015 Pazar

GÖLYAZI - TİRİLYE (ZEYTİNBAĞI)

Uzun zamandır fotoğraflarını görüp gitmek istediğim bir yerdi Gölyazı. Kısa 29 Ekim tatilini fırsat bilip 2 günlüğüne Gölyazı-Tirilye gezisini yapmak istedim. Yenikapı'dan feribot ile Mudanya, oradan da 40-45 dk'da Gölyazı'ya gidilebiliyor.

Gölyazı aynen fotoğraflarda gördüğünüz gibi sakin ve müthiş manzaralı bir ufak adacık. Adaya varır varmaz gözlemeli bir kahvaltı sizi bekliyor. Zaten hemen her yerde gözlemeciler var. Yemeden dönmeniz pek mümkün değil. Adayı önce yaya olarak gezip ardından ufak bir tekne turu yapmanızı öneririm. Tekne turunda nilüfer çiçeklerini de görebiliyormuşsunuz. Tabii bu mevsime göre değişiyor sanırım, ben turda bir nilüfere rastlamadım şahsen :) Ama nilüferleri görmeseniz de tekne turu gerçekten çok keyifli, Uluabat gölünün eşsiz manzarında güzel bir gezinti olacağını söyleyebilirim.




26 Temmuz 2015 Pazar

BOZCAADA

Son Güncelleme: 2015

Bozcaada, Yunan adaları da dahil en sevdiklerimden ama ah o yol ve feribot eziyeti... Hele de tatil zamanı gidiyorsanız (yani bayram vs gibi) Bozcaada’ya gitmek için (İstanbul'dan) 2 kez feribota binecek olma fikri gerçekten çok ürkütücü. Ürkütücü olan feribota binmek değil de binebilmek için saatlerce sıra beklemek... Yine de değer mi? Değer... Ama seçeneğiniz varsa şayet, sizin tatil kabul ettiğiniz ancak resmi olarak tatil olmayan bir zamanda gidin :) 

Bu arada yeni uygulama ile en azından adadan dönüşte rezervasyon yaptırdığınız feribota biniyorsunuz, bu bile bir gelişme. Daha önce 4 saat önce araba bırakmak zorunda kalmışlığım var...


                                            

Ada’da görülmesi ya da yapılması gerekenler; buz gibi muhteşem denize girmek, şarap içmek, şarap almak (Corvus'a uğramadan, şarapları denemeden ve şarap almadan dönmek zaten mümkün değil), balık ve mezelere doymak, rüzgar santrallerinin orada gün batımını izlemek, muhteşem ev yapımı reçelleri tatmak...

1 Temmuz 2015 Çarşamba

ÇEŞME - ALAÇATI

Alaçatı'yı öyle genel anlamıyla anlatmayacağım aslında. Türkiye'de tatil beldeleri içinde favorim Kaş ve Bodrum değişmez bir şekilde. Ama Alaçatı da farklı bir dünya ve keyif. Yazın başında ve sonunda daha çok seviyorum ben Alaçatı'yı, daha sakin oluyor çünkü. Genel olarak denizi, plajı ve eğlencesinden çok beni asıl etkileyen, ara sokakları, dükkanları ve muhteşem restaurantları.

Son dönemde Alaçatı dediğimiz yer aslında Hacımemiş tarafına kaymaya başladı. Bu geçmişte İstiklal'den Asmalı'ya olan kayış gibi biraz galiba. Yazı Alaçatı üzerine genel bir yazı değil de yemek odaklı bir yazı olacak. "Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat" derseniz, ben onun tam tersini yapacağım birazdan :) Mümkünse gidin ve aşağıda bahsettiğim yerlerde, bahsettiğim şeyleri tek tek yiyin. :)

Öncelikle Cumartesi günleri kurulan pazara kesinlikle gitmenizi öneririm. Pazar Hacımemiş tarafında, Alaçatı terminalinin hemen yanında kuruluyor. Ege'nin tüm otları, rengarenk, taze meyve ve sebzeleri sizi bekliyor pazarda. Satın almasanız bile gezinmek gerçekten hoşunuza gidecek. Tabii alıp evinize götürüp yemenizi ayrıca öneririm.




1 Haziran 2015 Pazartesi

HASANKEYF

Mardin Midyat Hasankeyf yazıma ek olarak Hasankeyf hakkında biraz daha detay vermek istedim. Gitmeden önce hikayesini az çok bildiğim ancak, gidip gördükten sonra beni daha da etkileyen Hasankeyf'in tarihini bir miktar araştırdım. Bu araştırmaları kısaca derleyip sizinle de paylaşmak istedim.

Bölge Dicle nehrinin iki yakasına kurulmuş, tam olarak kimler döneminde yapıldığı bilinmemekle birlikte 12 bin yıl önce kurulduğu tahmin ediliyor. Bölgede daha önce hangi milletler yaşamış diye kısaca bir bakarsanız yaşamayan kalmamış diyebiliriz :) Asurlular, Urartular, Persler, Roma, Bizans İmparatorlukları, Abbasi, Selçuklu, Artuklu, Akkoyunlu ve son olarak Osmanlı... Medeniyetler beşiği demek yanlış olmaz.


Bölgenin en etkileyici eserleri Zeynelbey Kümbeti (Akkoyunlu döneminde yapılmış), Artuklu Köprüsü (Roma döneminde yapılan köprünün temeli üzerine Artuklu döneminde yapılmış), Sultan Süleyman Külliyesi ve Er Rızk Cami. Bölge tarih içinde gerek deprem, gerek Moğol istilası ile ağır tahribata uğrasa da bu güzel eserler bugüne kadar gelmeyi başarmış.

Bu kadar medeniyetin yaşam sürdüğü, bugüne gelmeyi başaran bu kadar eseri barındıran Hasankeyf şimdi Ilısu barajı yapımı ile savaşıyor. Yeni bir Moğol istilası denebilir buna belki de... Eserlerin tamamen su altında kalmaması için türlü projeler düşünülüp sunulsa da, sonuçta bunlardan biri uygulanabilecek mi bilen yok. Projelerin yapılabilirliği de ayrı bir mesele. Ilısu barajının farklı bir yöntemle Hasankeyf'e zarar vermeden yapılması başarılabilir mi, o da tartışılan konulardan biri.

Ilısu Barajı sonrası eserlerin bir kısmının da Yeni Hasankeyf'e taşınıp Kültür Parkında sergilenmesi planlanıyor. Ancak bunca yıla dayanmış bu eserlerin yerlerinden edilip taşınması sürecinde zarar görüp görmeyecekleri ciddi soru işareti yaratmıyor değil...

Yaşayıp göreceğiz, bakalım Hasankeyf bu istiladan da çıkmayı başaracak mı?




13 Mayıs 2015 Çarşamba

MARDİN MİDYAT HASANKEYF

Her tarafı tarih kokan bir gezi; Mardin, Midyat, Hasankeyf... Ben çok keyif aldım, giden bir çok insanın da benzer duygular ile döndüğünü tahmin ediyorum. Öncelikle kısa bir gezi planı yapmanız yeterli olacaktır. Ben bahsi geçen yerleri 2 tam günde tamamladım. Evet biraz yorucu oldu ama 3 gün bu tur için ideal diyebilirim.

Mardin benim hayalimde küçük Kudüs'tü aslında. Medeniyetler beşiği Mezopotamya'da farklı dil ve dinden insanın yüzyıllarca yaşadığı bir coğrafya. Ben hayalimdekini buldum, tek üzüntüm bu farklı kültürlerin büyük bir kısmının yok olmuş olması. Yani bölgede yaşayan Süryani ve Yahudi kişilerin sayısı yıllar içinde o kadar azalmış ki dokuyu sadece tarihi eserlerde hissedebiliyorsunuz. Normal hayatta bu mozaiği gözlemleme şansınız çok da olamıyor. Gönül isterdi ki o yüzyıllar süren yaşam şekli bu günde devam etseydi, insanlar yurtlarında hep birlikte yaşamaya devam etselerdi...

Neyse şehre gelecek olursam, turla gitmeyi tercih etmeyen benim gibi arkadaşlar için: Pegasus ve THY'nin Mardin'e hemen her gün uçuşları bulunuyor. Havalimanından şehir merkezine taksi ile gidebilirsiniz. Ben merkezde Dara Konağı isimli butik otelde kaldım. Öyle fazlaca bir lüks beklemeyin sonuçta taş evde kalacaksınız. Yok ben taş evde kalamam derseniz merkezin bir miktar dışında havalimanı yolunda Hilton bulunuyor. Bunun dışında Erdoba Konağı, İzala ve Reyhani Kasrı önerilen oteller arasında. Otellerin hepsi gayet merkezi. 

Mardin'de ana caddede yürüyüş yaptığınızda kendinizi tarihe tanıklık ettiğinizi hissediyorsunuz. Her yerde bir cami, medrese, kilise ile karşılaşmanız mümkün. Ayrıca daracık sokaklar ve küçük sarı taş evler sizi büyülüyor diyebilirim. Ben gider gitmez kahvaltı için öneri üzerine Seyri Merdin'e gittim. Ve gitmemle birlikte hayalimdeki Mardin kahvaltısının aslında sadece hayalimde olduğunu öğrendim. Çünkü Mardin'de kahvaltı özelinde bir şey yok. Yani peynir, ekmek, zeytin, değişik olarak kabul ederseniz tek şey ekmek yerine tırnaklı pide olması :) Ama Seyri Merdin'de manzara güzel, şehir güzel. Yani kahvaltı yapmak için iyi bir yer olduğunu söylemek mümkün. Yalnız dediğim gibi kahvaltı beklentisini düşük tutmakta fayda var.



İlk olarak geziye ana cadde üzerindeki Kırklar Kilisesi ve Zinciriye Medresesi ile başlayabilirsiniz. Zinciriye Medresesinden Ulucami manzarasına bir bakmakta fayda var. Rivayete göre zamanında Zinciriye Medresesi ile Ulucami arasında iki tane zincir varmış, zincirlerden biri akrep, biri yılanı temsil edermiş. Akrep olan zincir kopmuş. Bu sebeple bölgede özellikle yaz aylarında akrep sokması nedeniyle ölen çok olurmuş. Ancak kopmayan zincir insanları yılan sokmasından ve ölümlerden korurmuş...



6 Nisan 2015 Pazartesi

GAZİANTEP


Bir çok kez gitme fırsatı bulup bir türlü yazamadığım yere geldi sıra; Gaziantep.

Her türlü gitmeye değer. Yemek için, gezmek için, insanlarla sohbet etmek için...

Ama tabiki Antep deyince ilk başlanacak yer YEMEK. Antepte yemek sabah beyran ile başlar. Metanet'e gidip güzel acılı bir beyran çorbası ile güne merhaba demenizde fayda olacaktır :) Benzeri Kadıköy'de itfaiyenin karşısında var, meşhur Dürümcü Emmi'de. Bu vesile ile orayı da tavsiye etmiş olayım :)

Daha önce de yazdığım Halil Usta kesinlikle gidip kebabın tadına bakılması gereken yer. Halil Usta Zeugma Müzesinin hemen arka tarafında. Restaurant sadece öğlenleri açık, Ramazan’da tamamen kapalı. Burada küşlemenin tadına bakılmalı. 


7 Ocak 2015 Çarşamba

EDİRNE

Bu aralar Türkiye'den yazmaya devam ediyorum, hayırlısı bakalım... :)

Efendim bir asker ziyareti sebebiyle gitmiş ve iyi ki gitmişiz dediğimiz yere geldi sıra, Edirne. İyi ki; hem "askeri iyi ki gördük" anlamında, hem "Edirne'yi iyi ki gördük" anlamında :))

İstanbul'dan sabah erkenden yola çıkarsanız 1 günlük güzel bir ziyaret ile Edirne'nin keyfini çıkartmanız mümkün. Biz ilk olarak Meriç'in kıyısında güzel bir kahvaltı yaparak başlamıştık Edirne'ye. Hava oldukça soğuktu malumunuz Trakya, yazın gitmiyorsanız sıkı giyinin... Meriç'in havasında taze besinler ile kahvaltı yapmak gerçekten güne zinde başlamanızı sağlıyor.

Ardından tabii Edirne'ye kadar gelip görmeden dönülmemesi gereken meşhur Selimiye... Mimar Sinan'ın ustalığını gösterdiği camii... İçine girmeden Mimar Sinan'a hayran kalıyorsunuz, ancak bir de içine girip kubbesini içeriden görünce gerçekten Sinan'ın becerisine inanamıyorsunuz. Bir efsaneye göre Sinan bu eseri Ayasofya ile övünen Hristiyan alemine karşı gücünü göstermek için yapmış. Selimiye'nin kubbesi göz önünde bulundurulunca çok da haksız sayılmaz aslında. Sonuçta bunlar hep efsane, gerçekten bu nedenle mi yapmış bilinmez ama hakikaten çok güzel yapmış... :))

8 Aralık 2014 Pazartesi

TRABZON

Sıra geldi Trabzon'a, ki kendisi memleketim de olur :) Bizim evde zaten bolca pişen yemekleri yerinde yeme fırsatı buldum aslında her gittiğimde...

Yeşilliği, yağmuru ve en çok da insanları ile meşhur bu şehri görmenizi kesinlikle öneririm. Tercihen yaz aylarında gidebilirsiniz. Kışın fazlaca yağmurlu oluyor, gerçi yazın da yağmurlu oluyor. İşte yani biraz da sizin şansınıza bağlı :) Benim Mart'ta gidip T-Shirt ile gezmişliğim de var - küresel ısınma diye buna diyorlar sanırım. :)

Trabzon merkez küçük bir yer aslında çarşıda şöyle bir gezmeniz öneririm. Bir çok mağaza bulunuyor. Keyifle gezip, alışveriş yapabilirsiniz. Özellikle yöresel yiyeceklerin satıldığı yerlere uğramakta fayda var.

Yemek yemek için önceliği Akçaabat'a vermenizi öneririm. Körfez restaurant'ta köftenin, hamsinin, Karadeniz Mezgitinin dibine vurmakta fayda var :)

Ayrıca yine Akçaabat'ta Nejla Hanım'ın yerinde Laz böreği yenmeli. Börek deyince tuzlu bir şey beklemeyin. Bildiğiniz baklavanın içinde bir muhallebi düşünün (tabii dolayısıyla baklavaya göre çok daha hafif), kesinlikle enfes...

15 Eylül 2014 Pazartesi

MARMARA ADASI

Efendim gitmezseniz öleceğiniz bir yer mi? Hayır. Hatta ne kaybederiz derseniz? Yani bir gidin görün fikir sahibi olmuş olursunuz en azından diyebilirim :) Yok yani aslında o kadar da kötü değil gerçekten. Belki benim ön yargılı gitmemim ve hatta sezon sonu (Eylül) gitmemin de etkisi olabilir.

Adaya feribotla ulaşıyorsunuz (haliyle), Tekirdağ'dan arabalı feribot ile ya da Bostancı-Yenikapı'dan denizotobüsü ile gidebiliyorsunuz. Bostancı'dan 3,5 saat sürüyor. İlk ön yargı da burada başlıyor aslında. 3,5 saatte Londra'ya giderdim ben diye söylene söylene gittim mesela ben. Neyse adada 2-3 tane otel var. Bir tanesi direk feribottan iner inmez karşısınıza çıkan Sunlight. Öyle otel derken fazla beklentinizin olmaması gerektiğinin farkındasınızdır umarım... Hayır beklentiniz varsa sıkıntı olacaktır.

Neyse ada büyük ama yapılacaklar çok fazla değil. Sahilde bir kaç tane çay bahçesi var, orada oturup çay, ada çayı, kahve içebilirsiniz. Fazla seçenek yok malesef. Tost olarak sadece Ayvalık tostu var. Çay bahçelerinin hemen arkasında yol üzerinde çok güzel pastaneler var, sabahları önlerine tezgah açıyorlar. Her şey o kadar iştah açıcı ki hemen bütün ürünlerden almak istiyorsunuz.

Uzun zamandır yaptığım gezilerden vardığım sonuç turistik yerleri güzelleştirmek yerine mahvediyoruz. Adalar mesela, elinde dört tarafı deniz ile çevrili muhteşem bir yer var, cafeler açmışsın, restaurant'lar koymuşsun. İnsan birazcık sadece birazcık görüntüye özenir. Yeşil tenteler, florasanlar, her biri 5 benzemez yan yana mekanlar... Halbuki en azından sahildeki şu çay bahçelerine beyaz tahta masalar koysan, her birinin masa örtülerini farklı farklı yapsan. Biri mavi, biri kırmızı, pötikareler vs vs Daha insanlar feribotla yanaşırken kendilerinden geçseler... Adada bunu yapan tek mekan vardı. Adı Rengarenk, çok keyifli bir cafeydi. Sahibi de çok ilgili ve tatlı bir bayandı. Kendisine ayrıca teşekkür ettim tabii ben bu özeni için :)



Adada gitmeyi tercih ettiğimiz iki köy oldu, biri Çınarlı, biri Manastır. Manastır deniz için, Çınarlı ise sadece görmek için. Çınarlı'nın girişinde 1001 yılında dikilen kocaman bir çınar ağacı var. Minibüsler ile adadaki tüm köylere gidebiliyorsunuz. Eylül'de saat başıydı bu minibüsler, normalde yarım saatte birmiş. Ayrıca her yerde taksi seçeneği var. Çok daha kısa sürüyor, tercih etmenizi öneririm.


Manastır gerçekten çok güzel bir koy. Bana biraz Sakız adasında gittiğim koyları anımsattı. Deniz çok güzeldi, hemen koyun içindeki Davran Motel'in restaurant'ı da öğlen yemeği yemeniz açısından ideal. Yeterli şeyler mevcut; bira, patates, hamburger, ice coffe, çay, hatta zeytinyağlı tabağı (benim tercihim bu yönde olur genelde) vs vs


25 Mayıs 2014 Pazar

KAZ DAĞLARI

Kaz dağları özellikle bahar aylarında 3-4 günlük tatiller için ideal bir gezi rotası. Biz öyle yaptık diye söylemiyorum, gerçekten doğru zaman bu bence :)

Öncelikle hareket, eğlence, dans, müzik vs arayışınız varsa Kaz dağları yanlış mekan. Sizi Ege-Akdeniz kıyılarına alalım. Buraya daha ziyade dinlenme, temiz hava alma, doğayla iç içe olma tatili diyebilirsiniz.
İstanbuldan feribot ile Bandırma’ya ardından da Susurluk, Edremit üzerinden Kaz dağlarına ulaşabilirsiniz. Biz giderken GPS’e uyup Çan yolundan gittik (daha kestirmeymiş), ancak Bayramiç sonrasında cidden Kaz Dağlarına kendi aracımız ile girmek durumunda kaldık ki yolda ayı ya da domuzdan geldiğini tahmin ettiğimiz bir ses duyunca cidden panik olduk. :) Ayrıca engebeli yollara dayanamayan aracın altı da birkaç kez yola çarpmak durumunda kaldı. Bu nedenle tavsiyemiz GPS’i kapatıp Susurluk üzerinden gitmeniz. :) Hem Susurluk’ta bir ayran içip yola devam etmenin keyfi de başka oluyor.

Kaz Dağlarında oteller/konaklar iki temel bölgede toplanmış; Yeşilyurt ve Adatepe. Biz tercihimizi Yeşilyurt’tan yana kullandık ve hiç de pişman olmadık. Adatepe Yeşilyurt’a göre biraz daha tenha bir yer. Gece gitmedik ama sanki geceleri biraz daha sıkıcı olabilir :)

7 Mayıs 2014 Çarşamba

KAŞ - KALKAN

Huzurun diğer adı bence Kaş. Bendeki yeri öyle ya da belki... Her yaz vazgeçilmezim olan ve bir haftasonu bile olsa uğramadan yazı tamamlayamayacağım Bodrum'un yerine aday mı? Emin değilim. Bodrum hala favori ama Kaş da ikinci uğrak yerim olarak adını kalbime yazdı diyebilirim :)

Kaş'a gelmeden Kalkan ile başlayayım anlatmaya. Yolculuk Dalaman havalimanından başlar, tercihen araç kiralanır ve Kalkan'a doğru yola çıkılır. Kaş-Kalkan Antalya'ya bağlı olmakla birlikte haritadan görebileceğiniz üzere aslında Muğla'ya ve buna bağlı olarak Dalaman'a daha yakınlar. Dalaman'dan yaklaşık 1,5 saat sonra Kalkan'a varabiliyorsunuz. Yol biraz virajlı ama çok da sıkıntılı değil. İsterseniz araç kiralamadan taksi ile de gidebilirsiniz. Yaklaşık 200-250 TL'ye götürüyorlar.

Biz Kalkan'da sadece 1 gece kalacağımız için orada yaşayan bir arkadaşımızın önerisi üzerine Moonlight diye bir yerde kaldık. Pansiyon tadında olduğu için çok bir beklentiniz olmasın tabii ama hem hizmet, hem de temizlikten oldukça memnun kaldık biz. Ayrıca pansiyonun terası manzara açısından gerçekten görülmeye değer. Kahvaltı da gayet başarılıydı.





Kalkan merkeze hiç inmedim diyebilirim. Denize girmek için ideal mekanın (öneri ile) Kulübe Otel'in beach'i olduğunu öğrendik. Gerçekten çok ama çok güzel bir mekan olduğunu söyleyebilirim. Gittiğimiz dönemin Mayıs olmasından da kaynaklanıyor olabilir ama huzurun diğer adıydı benim için bu plaj. Plajda oturup güneşlenip, kitabınızı okuyup sakin denize girebilir. Efes bardağında ice cafenizi yudumlayabilirsiniz. Sonra biraya geçilir tabii.