10 Şubat 2015 Salı

İTALYA - VENEDİK

Son Güncelleme: 2015

Ben daha önce neden yazmamışım acaba Venedik'i?. Aslında ilk gidişim değildi ama sanıyorum mecbur kalmazsam son gidişim oldu. Yanlış anlaşılma olmasın, kötü olduğundan değil de yeter yani. Temmuz sıcağında gördüm, karnavalda gördüm bence daha da görmeye gerek yok :) Kısacası bence Venedik tek görümlük bir şehir ama en azından bir kere görmenizi tavsiye edebilirim.

Venedik güzel, bir kere her şeyin ötesinde bir şehrin böyle küçük sokaklardan, kanallardan oluşması bile içerisinde gezerken, sokaklarında kaybolurken güzel bir his veriyor size. Hani şu sokaklarında kaybolun klişesi Venedik'te klişe değil. Gerçekten en büyük keyfi kaybolunca aldığınızı söyleyebilirim. Bu arada zaten o kadar karışık ve iç içe ki sokaklar kaybolmama olasılığınız da neredeyse yok.

Dediğim gibi ilk gidişim Temmuz ayındaydı ki sıcak gerçekten zorlayıcıydı. Tabii gondol sefası yapmak, kanallarda dolanmak için güzel bir hava olduğu söylenebilir. Bu sene yaptığım ise daha karnaval gezisiydi. Aslında Venedik karnavalının neden Şubat ayında olduğunu da sorgulamadım değil. Yani Brezilya'ya özendiler desem, bir noktada Kuzey Yarım kürede olduklarını biliyorlardır herhalde, yani Şubat'ta kış var malum. Neyse anlaşılacağı üzere soğuktu. İlk 2 gün yağmurlu olduğu için şehri sel bastı. Ama keyifliyfi. Yani şehir insanının su baskınına olan alışıklığı ve hemen adaptasyonu bile bence oldukça etkileyiciydi. İstanbul'da yağan ufacık bir yağmurda yaşanan kaosa kıyasla inanılmaz organize bir toplum olduğunu söylemek mümkün. Zaten gel-git şeklinde olduğu için sabah sular altında gördüğünüz yer iki saat sonra kupkuru olabiliyor. Sizin sadece ilk bulduğunuz mağazadan plastik bot almanız ve bu tip durumlar için kurulan platformlarda yürümeniz gerekiyor. (İlk gün platformları karnavalda kostümlü yürüyüşün yapılması için kurulduğunu sanmıştım, ama yağmuru görünce anlamam uzun sürmedi :) )






Neyse şehri anlatmaya geçecek olursam öncelikle havalimanından Venedik'e gitmek için iki opsiyonunuz var, merkeze varışı 25-30 dakika süren gidiş geliş 220 Euro olan özel botlardan kiralamak ya da ortak kullanım olan ama merkeze varışı 1,5 saat süren kişi başı 27 Euro olan Alilaguna botlarına binmek. Bütçe ve rahat anlayışınıza göre dilediğinizi seçebilirsiniz. Bu botlar ile San Marco'ya gidip otelinize yerleşebilirsiniz. 


Tercihen otelinizi San Marco meydanına yakın tutmanızda fayda var. Gerçi Venedik küçük olduğu için çok sıkıntı olmayacaktır ama Venedik diye gözüken bazı otellerin ana adanın dışında olduğunu ve tekne ile gitmek durumunda kalabileceğinizi hatırlatmak isterim. Ben San Marco meydanının hemen arkasındaki Monte Carlo otelde kaldım. Otel süper lüks falan değildi ama konum ve temizlik açısından 10 numara olduğunu söyleyebilirim. Sonradan bir de HardRock cafenin hemen karşısındaki Hotel Cavaletto'yu beğendim. Bir daha gitsem orada kalırım sanıyorum. (Ama daha önce de belirttiğim gibi bir daha gitmeyeceğim sanıyorum)

Şehirde yapılacak bir kaç şey var. Öncelikle tabi ki meşhur San Marco meydanında zaman geçireceksiniz. Kilise ziyaret edilebilir, meydanda gezilebilir ve yine meydandaki tabi ki fahiş fiyatlı cafelerde bir şeyler yiyilip içilebilir. Bir de San Marco'dan Rialto'ya yürüyeceksiniz. Rialto köprüsünden Grand Canal'a bakacaksınız. Bunları yaparken zaten neredeyse tüm şehri gezmiş sayılabilirsiniz. :) Rialto köprüsü ve yakınlardaki cafeler yine çok turistik olmakla birlikte hemen Grand canal'ın yanında olması açısından zaman geçirmek için ideal.





Bir de Rialto'ya gitmişken meşhur balık pazarı Pescaria'yı görmenizi öneririm. Biraz Barselona La Boqueria tadında. Özellikle deniz ürünü meraklısıysanız hoşunuza gidecektir. Hele de balık pazarı toplanmaya başladığında bir anda etrafa yayılan martılar ve onların balık kavgası izlenmeye değer.

Biz Pescaria sonrası hemen yakındaki Ostaria al Garanghelo isimle restaurantta makarna yemeyi atlamadık, çok memnun kaldık. Bu arada tabi ki bütün tatili pizza, makarna ve deniz ürünü ile geçireceğinizi söylememe gerek yok sanıyorum...







Yediğimiz tüm yemekler gerçekten güzeldi. Restaurant adı olarak Beppino ve Trattoria La Bricola'yı önerebilirim. Ancak bence yediğimiz en güzel şey San Marco'daki 1720 yılında açılmış Florian Teahouse'daki tatlılar ve kahvaltılıklardı. Sunum ve lezzet açısından gerçekten çok keyifli bir deneyimdi. O kadar hoşumuza gitti ki iki gün üstüste gitmeyi tercih ettik. Çok tatlı meraklısı olmayan biri olmakla birlikte Tiramisu ve Ricotta Cheesecake gerçekten güzeldi.




Internet sitelerinde Venedik'in meşhur barı olarak Harry's Bar'ı okumuştum (Cipriani), bu nedenle denemek istedik. Evet 50+ yaşlar için ideal olabilir ancak bu yaşın altına öneremeyeceğim bir yer olduğunu söyleyebilirim. Toplam 5 dk içerisinde çıkmayı tercih ettik zira ortamın havası yaş ortalaması olarak 50-60 için uygundu. Biz bar olarak eğlence anlayışımıza Bacaro Jazz Bar'ı uygun bulduk. Müzikler, ortam ve içkiler gayet güzeldi. Bu arada Venedik'e gidip Spritz içmeden dönmeyin, zaten her yerde karşınıza çıkacak, içmeden dönemeyeceksiniz. Prosecco, Aperol ve soda birleşiyor. İçine bir zeytin ve portakal dilimi giriyor, buyrun Spritz. Hafif içimli ve güzel.




Venedik'e gitmişken Murano ve Burano'yu görmekte fayda var. Bu iki yakın adaya vapuretto ile gidebiliyorsunuz ya da hemen sahilden özel turlar ile ulaşabiliyorsunuz. Murano cam işleri ile meşhur, adada cam eşyaların yapımını izleyebilir ve rengarenk cam ürünlerden satın alabilirsiniz. Objelerin hepsi birbirinden güzel bir noktadan sonra kendinizi kaptırma riskiniz oluyor ama Venedik'ten İstanbul'a taşıma duygusu bu isteği az da olsa bastırıyor. Gerçi satıcılar bu konuda oldukça tecrübeli, paketleme konusunda çok başarılı olduklarını söyleyebilirim. Ben dayanamayıp şu arkadaşı aldım, çok da sevdim kendisini :)



Burano ise rengarenk balıkçı evleri ile meşhur bir ada. Bence bir kez gidip görmelisiniz. Evler, kapılar, pencereler masal şehrideymiş hissi yaşatıyor insana. Özellikle fotoğraf çekmeyi sevenler için cennet diyebilirim.







Gelelim gidişimin asıl sebebi olan karnavala, bu gerçekten enteresan bir deneyim. Ama bence maksimum iki gün kalınmalı, benim yaptığım gibi dört gün kalırsanız sonunda ufaktan cinnet geçirmeye başlayabilirsiniz :) Mümkünse Cuma akşam gidin, Pazar akşam dönün, bence yeterli.

Her köşe başında türlü kostümlü dans eden insanlar görmek, şehrin o havası ve büyüsü inanılmaz. Sürekli kafanızda bir maske ile dolaşıp fotoğraf peşinde koşuyorsunuz. Masal dünyasında olmak gibi bir şey. Müzikler, danslar sizi içerisine alıyor kendinizi dans ederken bulabiliyorsunuz. Karnaval harici bir dönemde Venedik'e gittiğinizde her yerde maskeleri görüyorsunuz (dükkan camlarında), karnavalda ise bu maskeler insanların kafasına geçiyor. Böyle hayal edebilirsiniz :) Sanırım tam olarak amacı orada anlıyorsunuz. Ortaçağa gitmişsiniz hissi ile yaşıyor ve evet biraz da havaya giriyorsunuz.

Fotoğraflarla anlatmak daha kolay olacak sanıyorum;

video

Yukarıdaki video'da aniden ekrana girip dans eden kadına çarparak dans eden teyzeler Türktü bu arada :)

















Bu arada Venedik'e karnaval dönemi gitmişken operaya gitmeyi de es geçmedik. Barocco E Opera'ya gittik. Mozart, Verdi ve Puccini ağırlıklıydı. Klasik müziği Nokia zil tonlarından bilen bir milletin evlatları olarak biz gerçekten çok sevdik. :) Şaka bir yana gerçekten çok etkileyici olduğunu söyleyebilirim. Final bölümünü aşağıya koymak istedim. Buyrun Verdi'den Libiamo ne' lieti calici 

video

Keyifli geziler...


Magnet
Gezinin magneti şöyle...


2 yorum:

  1. Blogunuz harika.samimi ve bilgilendirici anlatımınızı seviyorum. Benim de tek hayalim gezmek yeni Kültürler,tatlar,ülkeler görmek istiyorum. Başka başka yerlerde neler oluyor merak ediyorum. Biraz bütçe Yaptım kendime ve nereden nasıl başlanır, turdan mı alınır ,bilet alıp otel bulup öyle mi gidilir bilemedim.kafam karıştı ,bana fikir açısından yardımcı olur musunuz☺️? Mart Ayında nereye ,nasıl gidilir? Teşekkür ederim şimdiden

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle teşekkürler :) Benim gezi zevkime tur pek uymamakla birlikte özellikle ilk gezileri tur ile yapmak daha güvenli bir seçenek olabilir. Ne yapacağınız, nereye gideceğiniz belli olmuş olur. Mart Avrupa için çok doğru bir zaman değil aslında ama yine de Mart ayı için en iyi lokasyon Barselona olacaktır. Benim zaman tercihimi sorarsanız, tabi ki Mayıs :) Keyifli geziler :)

      Sil