Nairobi ve Masai Mara sonrası sıra geliyor Kenya'dan Tanzanya'ya ulaşmaya, aslında Nairobi Arusha arasında uçak opsiyonu var ancak biz nedendir bilinmez araç tercih etmişiz. Araç dediğim şehirler arası minibüs, şehirler arası minibüs dediğim aşağıdaki :) Bagajlar yukarıda, yolculuk 6 saat sürüyor. Halimiz içler acısı, ama Hakuna Matata demişiz bir kere sesimiz çıkmıyor eğleniyoruz. Seyahat öncesi aldığımız yarım bavul temizlik ve hijyen malzemesinin büyük kısmını bu gezi sırasında kullanıyoruz.
Tanzanya geçişi pasaport kontrolünde ortalık karma karışık Türk vatandaşlarından vize alınmıyor. Etrafta bir sürü insan var, otobüs şoförümüz özellikle bizi (otobüste sadece 3 beyaz var) hırsızlara dikkat etmemiz konusunda uyarıyor. Otobüsten tanıdık bir kaç yüzün arkasına takılıp gidiyoruz. Pasaporttan önce sarı humma aşı kartımızı soruyorlar ve ben kendisini bavulda bıraktığımı fark ediyorum. Minibüsün tepesinden bavul indiriliyor, kart çıkarılıyor. Minibüs şoförümüz gıkını çıkarmıyor, çok nazikler. Ayrıca hayatımda ilk defa ayrımcılığa ben uğruyorum, aşı kartımı göstermem gereken adam bana "White Girl - Beyaz Kız" olarak hitap ediyor :) Değişik bir his :)
Kazasız belasız geçiyoruz ve Arusha'ya varıyoruz. Arusha'da iki gece kalacağız. Otelimiz şehir oteli, Arusha zaten genel olarak insanların Serengeti ya da Ngorongoro öncesi kalış yeri. Kapadokya'ya gitmiş ama Nevşehir'de kalıyormuşsunuz gibi düşünün :) Kaldığımız otel şehrin ortasında ama şehrin ortası Sirkeci tadında. Doğubank'ta kalıyoruz gibi bir durum :) (Her yeri Türkiye'den bir yere benzetme hastalığı devam) Otel etrafı pek tekin olmadığı için ilk gece otelde yiyoruz. Tanzanya'lı bir teyze bizim için yemek pişiriyor. Uzun zamandır yediğim en güzel yemek. Baharatlar, soslar muhteşem.
Ertesi sabah kalkıp yeni rehberimiz Sisti ile yola koyuluyoruz ve Ngorongora'ya gidiyoruz. Yolda bir sürü kahve bahçesi ve kahve fabrikası görüyoruz. Tanzanya'da en çok dikkatimi çeken şey dükkanların isimleri ile görüntüleri arasındaki tezat. Luxury, Fancy, Hope gibi kelimelerin altında çok fena görüntüler var. Hakuna Matata böyle bir şey sanıyorum. Bunları görünce bir tebessüm ediyorsunuz önce, sonra da garip bir hüzün kaplıyor içinizi. İnsan doğacağı yeri kendi belirlemiyor, işte adına kader dediğiniz böyle bir şey sanıyorum. Herkes gördüğü kadarını gerçek sanıyor ve onu biliyor. Afrika'da enteresan olan ise şu; gördüğünden memnun, şart ne olursa olsun memnun insanlar. Az ya da çok, hayatı yaşamaya değer buluyorlar ve fazlası için saygısızlık peşinde değiller. (Bahsettiğim her şey gittiğim yerlerle sınırlı, tüm Afrika için bu kadar genel konuşulmalı mı bilemedim tabii)

