21 Aralık 2015 Pazartesi

CAFE NAR

Rumelihisar'ının meşhur kahvaltı mekanlarından birinde sıra; Cafe Nar. Yılların meşhur Kale Cafe'sini ayrı tutarak Cafe Nar'ın da çok güzel bir seçenek olduğunu söylemek isterim. 

Özellikle Pazar sabahları için güzle bir seçenek olmakla birlikte, sıra beklemeye hazır olmanız gerekiyor. malesef sabah 10 sonrasına rezervasyon almıyorlar. Gidip sıra beklemeniz şart gibi. Cafe'nin vale hizmeti de var.

Gelelim güzel yemeklere, seçenekler oldukça geniş. Bir dolu kahvaltı tabağından istediğinizi seçebilirsiniz. Hemen her kahvaltı tabağında meyveler de sizi bekliyor. Ayrıca çeşitli yumurta seçenekleri de oldukça lezzetli. Gözleme, börek vb seçenekler de mevcut.

Biz aşağıda göreceğiniz gibi yumurtalı ekmekli kahvaltı tabağı, otlu peynirli menemen ve bol meyveli peynirli kahvaltı tabağı seçtik. Özellikle otlu peynirli menemen muhteşemdi.



21 Kasım 2015 Cumartesi

İSPANYA - BARSELONA

Muhteşem... Hem eğlence, hem tarih, hem yemek, hem deniz, ne ararsanız bulabileceğiniz bir şehir Barselona... Gitmeyen varsa şiddetle tavsiye ediyorum.

Her zaman ılıman bir iklime sahip olsa da mümkünse Nisan-Mayıs-Eylül aylarında gidilmesi önerilir. Yazın fazlaca sıcak oluyor.

Önceliği Las Ramblas'a vermek lazım diye düşünüyorum. Bu cadde üzerinde bir çok sokak sanatçısına rastlayabilir, bir çok mağazada alışveriş yapabilir, cafelerde çay, kahve, bira, sangria içebilirsiniz. Las Ramblas'da bir çok çiçekçi de bulunuyor ve rengarenk çiçekler sizi mest edebiliyor. Meydandan (Placa de Catalunya) sahile doğru yürürken sağ tarafta La Boqueria'yı göreceksiniz. Burası içeride çeşit çeşit meyve, sebze ve deniz ürününün bulunduğu bir pazar. Öğlen gidip meyve salatası alabilir, Barselona sokaklarında dolaşırken meyvenizi yiyebilirsiniz. Pazarı gezmek gerçek anlamda çok keyifli, her yer rengarenk, capcanlı kendinizden geçip etraftaki herşeyden almak isteyeceğiniz kesin.

1 Kasım 2015 Pazar

GÖLYAZI - TİRİLYE (ZEYTİNBAĞI)

Uzun zamandır fotoğraflarını görüp gitmek istediğim bir yerdi Gölyazı. Kısa 29 Ekim tatilini fırsat bilip 2 günlüğüne Gölyazı-Tirilye gezisini yapmak istedim. Yenikapı'dan feribot ile Mudanya, oradan da 40-45 dk'da Gölyazı'ya gidilebiliyor.

Gölyazı aynen fotoğraflarda gördüğünüz gibi sakin ve müthiş manzaralı bir ufak adacık. Adaya varır varmaz gözlemeli bir kahvaltı sizi bekliyor. Zaten hemen her yerde gözlemeciler var. Yemeden dönmeniz pek mümkün değil. Adayı önce yaya olarak gezip ardından ufak bir tekne turu yapmanızı öneririm. Tekne turunda nilüfer çiçeklerini de görebiliyormuşsunuz. Tabii bu mevsime göre değişiyor sanırım, ben turda bir nilüfere rastlamadım şahsen :) Ama nilüferleri görmeseniz de tekne turu gerçekten çok keyifli, Uluabat gölünün eşsiz manzarında güzel bir gezinti olacağını söyleyebilirim.




26 Ekim 2015 Pazartesi

KANDILLI - IOKI

Suşi sevenlerden misiniz? O zaman size benim favorimi belirtmek isterim. Tabi ki IOKI. Ben genelde Kandilli'dekine gidiyorum. (Hemen Kandilli iskelesinin karşısında) Ama İstinye ve Ulus'ta da şubeleri var. 

Özellikle roll sevenlerdenseniz aradığınızı bulacağınız kesin. Menü gerçekten çok başarılı. Tiger roll, Crunchy roll, Crispy roll, California roll hepsi süper. Ama benim favorim (bir oturuşta 12 taneye kadar ilerleyebiliyorum :( ) Volcano roll.




Suşi seviyorsanız bir deneyin bence, pişman olmazsınız. Hem Kandilli'de güzel bir manzara izler, hem de muhteşem suşilerin tadına bakarsınız. Suşilerden bazılarının Japonya'da yediklerimden güzel olduğunu söyleyebilirim.

6 Ekim 2015 Salı

BURGAZADA - FİNCAN CAFE

Kışın bile keyifli Burgazada'yı tercihen bahar, yaz aylarında ziyart etmenizi öneririm. Ada meşhur Kalpazankaya'da gün batımı ile tanınmış olsa da sahildeki küçük balık restaurantları ile de görülmeye değer bence. En meşhurları Barba Yani, ama benim önerim Fincan Cafe/Restaurant. Vedat Milör tarafından da Burgaz'ın 4 gülünden biri olarak gösterilen restaurant bence kesinlikle denemeye değer. 

Adaya giderken göreceğiniz eşsiz gün batımı manzarası için bile değer buraya gitmeye. Bostancı'dan vapur ya da Mavi Marmara motorlarına binip yaklaşık yarım saat/ 40 dakikada adada olabilirsiniz. Motor programı için tıklayın.



30 Eylül 2015 Çarşamba

İNGİLTERE - LONDRA (TURISTIK)

Favorim de sıra;  Londra... Efendim evet havası biraz tuhaf olabilir, Temmuz'da yağmur yağabilir, kışın donabilirsiniz, bu nedenle biraz kasvetli olabilir, (tabii Mayıs ayında kısa kollu da giyilebilir (nadiren) ) ama ne olursa olsun Londra güzel şehir... Yaşanır mı? Bence yaşanır... Bazen havası ile depresyona sokabilir, o zaman atlayıp haftasonu için İstanbul'a gelmek lazım, orası ayrı :)

Şehir her haliyle güzel, her haliyle yaşanası. Her gidişimde farklı bir tat alıyorum ve daha da çok seviyorum Londra'yı... Bir kere kolaylıklarla dolu bir yer. Ulaşım inanılmaz. Sadece metro (müthiş aksanları ile İngiliz'lerin "tube" dediği :) ) değil, otobüs, tren vs şehircilik adına inanılmaz bir çalışma var Londra'da. Bir sonraki seçimde belediye başkanlarına ben de oy vermek istiyorum o derece. :) Londra'ya iner inmez bir oyster kart almanızı öneririm, bununla sadece metroya değil tüm toplu taşıma araçlarına binebilirsiniz. Yalnız binerken metro ile platform arasındaki boşluğa dikkat edin İngilizler bu konuda biraz hassas (Mind the Gap :) )



Bu arada havalimanı şehir içi ulaşım için metro, otobüs, tren seçeneklerinin dışında iyi bir servis için Swiss Cottage'ı deneyebilirsiniz. Fiyatlar oldukça uygun, konfor ise paha biçilemez. Özelllikle yüklü bir valiz ile dönüyorsanız :)

Malum İngilizler sağdan direksiyonlu araba kullanıyorlar. Buna bağlı olarak trafikte araçların geliş yönü de alışkın olduğumuzdan farklı. Farklı olmayı seviyorlar belki ama sizin için hayatı kolaylaştırmak için yollarda sürekli arabaların nereden geldiğini gösteren yazılar koymuşlar :) Nereye bakacağınızı bilin de bir kazaya kurban gitmeyin diye. Biraz "Walking for Dummies" tadında ama kesinlikle faydalı. Baktınız emin değilsiniz, iki tarafa da bakmanızda fayda var tabii. Zaten arabalar nereden geliyoru anlamaya başlayana kadar tatilinizi tamamlamış olacaksınız. :)



Ben Londra'yı sevdiğimden midir bilmiyorum hayatımın çok uzun bir döneminde hep bir bağım oldu benim Londra ile. Önce amcamın, sonra ve halen de bilumum arkadaşlarımın orada yaşaması, hep yurtdışındaki ilk durağım yaptı burayı. Ben sevdiğim için mi bu kadar hayatımın içinde hep, yoksa hayatımın içinde olduğu için mi seviyorum orası meçhul tabii. Ama aşağıda yazılanlar biraz peşpeşe sıralanmış aktiviteler içermekle birlikte aslında yaklaşık 15-20 kere gidilip toplamda geçen zaman olarak ise 6 aydan fazla zaman geçirilmiş bir şehir hakkında bir yazı olarak düşünülebilir... Ha bir de açık söylemek gerekirse çok objektif olamayabilirim Londra konusunda, seviyorum napiyim :)


                      

                     

28 Eylül 2015 Pazartesi

İNGİLTERE - LONDRA (YAŞAM / YEME-İÇME)

Londra'nın ne denli muhteşem bir şehir olduğunu aslında şu yazımda anlatmıştım. Ama bana yetmedi. Daha doğrusu zaman içinde gitmeler ve aksiyonlar arttıkça tek yazı Londra'ya yetmedi. O sebeple yazının bir bölümünü turistik olan bilgilere, bu yazıyı ise daha çok yaşam tarzı, yeme-içmeye ayırma kararı aldım. 

Öncelikle Londra'nın bence olmazsa olmazı pazarları. Hemen hepsine gittim, hepsinden ayrı bir keyif aldım. Aşağıda tüm pazarları kısaca özetlemeye çalıştım, umarım faydalı olur.

PAZARLAR
Nothing Hill Portobello Market 
Camden Town
Bricklane & Spitalfields
Boroughmarket
Broadway Market

Portobello Market'e gitmişken Nothing Hill'de güzel bir yürüyüş yapabilirsiniz. Pazar Londra'nın Batı kısmında, daha çok ikinci el eşyalar bulabileceğiniz sevimli bir pazar.


8 Ağustos 2015 Cumartesi

İTALYA - SİCİLYA (KATANYA, SİRACUSA, ORTIGIA, TAORMINA, MESSINA,CEFALU, MONREALE, PALERMO, CORLEONE)

Hem yaz tatili yapmak, hem de tarihi bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız Sicilya sizin için güzel bir tatil rotası olabilir. Yalnız tercihen Mayıs ya da Eylül aylarında gitmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Ben Temmuz'da gittim 40 derecede gezmek biraz sıkıntı yarattı. Gerçi yazın gittiğinizde de gündüzü deniz tatiline ayırıp, akşam üstü itibariyle geziye geçebiliyorsunuz. Tercih size kalmış.

THY'nin Katanya'ya direk uçuşu bulunuyor. 2 saatlik uçuş oldukça kısa olsa da, bana mı denk geldi bilmiyorum ancak küçücük havalimanında bagajların gelmesi yaklaşık 1 saat sürdü. Sonrasında  bir de İstanbul'dan gelen uçaklardaki tüm bagajlar X-Ray'den geçirildi derken, toplam yolculuk 3,5 saat kadar sürüyor diyebilirim.

Katanya adanın Doğu yakasında. Ada deyince öyle küçük bir ada diye düşünmeyin. Araba kiralamadan Sicilya'da gezmeniz mümkün değil. Bu nedenle Sicilya tatilinde birinci ihtiyacınız araba ve Tomtom (Navigator) olacak. Araçları hemen havalimanının dışından kiralayabiliyorsunuz, Sicilya'nın dar sokaklarında rahat dolaşmak ve park etmek için tercihen küçük araç seçmenizi öneririm. Adanın bir haritasını koymakta fayda var. Benim gittiğim bölgeler Doğuda Katanya, Taormina, Messina ve Siracusa. Kuzey'de Cefalu, Monreale, Corleone ve Palermo.


5 Ağustos 2015 Çarşamba

JAPONYA

Japonya deneyimini ve yazılarını burada bir toparlamak istedim. Ülke olarak bambaşka bir dünyanın kapılarını açtı Japonya bana, ama daha da fazlası gittiğim her şehrinde farklı bir şey katmış olması... O yüzden yazıları ayırıp yazmayı tercih ettim zaten, hepsi birbirinden başka bir deneyim ve sanki farklı bir tatil konusuydu. Ben Japonya'da Japon turist oldum ve sürekli fotoğraf çektim. Buraya bir bölümünü koyabildim ama inanın o manzaralar karşısında fotoğraf çekmekten alıkoyamıyorsunuz kendinizi.



Japonya bana ne hissettirdi, biraz ondan bahsedeyim. Öncelikle insanların beklenenin aksine çok ama çok yardımcı buldum. Evet İngilizce'leri yeterli değil ama canla başla yardıma koşuyorlar. Yabancıları merakla süzüyorlar evet ama kötü kötü bakmak anlamında değil, anlamak anlamında. Çocukların bakışları genel olarak biraz daha garip oluyor tabii. Gözler onlara göre baya farklı olunca bir çok küçük çocukla dakikalarca bakışmalar yaşamışlığım var evet :)

İnsanlar birbirine karşı çok saygılı, hak yememek ve saygı göstermek konusunda gerçekten çaba harcıyorlar. Avrupa'lılarda da olan bu durum Japonlarda bir miktar daha ileri gitmiş, saygılı olmalarının yanı sıra daha "iyi" geldiler bana. Hep iyilik ister, hep iyilikten medet umar bir tavırları var. Tabii 10 gün genelleme yapmak için çok erken ama 10 gün içerisinde benim rastladıklarım böyleydi diyeyim. 

Bu arada alfabelerinin 2000 karakterden oluştuğunu ve hatta bazı karakterlerin direk kelime anlamı olduğunu öğrendim. 6 yaşında okula başlayıp yaklaşık 12 yılda öğreniyorlarmış, Kendi dillerinde okuma yazmayı öğrenmeyi 18 yaşında tamamladıkları düşünülünce çoğunlukla İngilizce bilmemeleri bana çok da tuhaf gelmedi açıkçası. :) Ama okuma yazmanın bu kadar sürdüğü bir noktada, mühendislik konusunda bu derece ileri gidebilmeleri de ayrı bir başarı noktası.

"Mühendislik" demişken Japonya'da en garip şeylerden biri de tuvaletlerdi :) Evet klozetleri inceleyip çözmeniz gerekiyor, üzerlerinde en az 5-6 düğme oluyor ve her birinin ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyorsunuz bir süre. Klozet markaları TOTO :) Mesela aşağıdaki en basitlerinden biri. Nereden hangi suyu fışkırtmak istiyorsunuz, klozet kapanığı nasıl açıyorsunuz vs gibi türlü düğmeler var. Bir de klozetler alttan ısıtmalı :) Tuvalet olayını bir hayli önemsiyorlar yani :)


Bu arada Japonya dünya merkezine oldukça uzak, 11 saat uçuş ile gittiğimi söylediğimde rehbere çok az geldi. Çünkü 11 saat onlar için az. Bu nedenle zamanında Orta Asya'dan göç eden ve bu topraklara kadar gelen atalarımıza müteşekkir oldum ben bu tatil sırasında :) Oradaki dünya haritaları da haliyle bizim gördüklerimiz gibi değil. Ortada Japonya var. Sanırım herkese göre dünyanın merkezi kendi ülkesi.

Bir parantez de tabi ki hemen her konuda başlarına gelen kötü şeyleri kovma ve onların üstesinden gelme konusunda gösterdikleri üstün çaba için. Bu inanmışlık beni çok ama çok etkiledi. Su akar yolunu bulur felsefesini hayatlarının bu kadar içine koyabilmiş olmalarına hayran kaldım. Hemen her şehirde etkisini görmekle birlikte özellikle Kyoto beni ruhani olarak derinden etkiledi diyebilirim. Tapınaklar, türbeler ve her şeyden öte insanların yaşam şekilleri ve inanmışlıkları ruhuma dokundu sanıyorum. Kendinizi daha farklı bir moda sokma ihtiyacınız varsa özellikle denemenin faydalı olacağını düşündüğüm bir tatil rotası olduğunu söyleyebilirim.


TÜM JAPONYA YAZILARI

3 Ağustos 2015 Pazartesi

JAPONYA - TOKYO

Geldim bir türlü başlayamadığım şehre, Japonya'nın en büyük şehri olan Tokyo'ya... Ben Tokyo'ya Hakone'den Shinkansen ile geçtim. Burası hepinizin bildiği gibi gerçek bir metropol. Bence çok da düzenli ve oldukça güzel bir şehir. Tokyo'da tabi ki ilk dikkatinizi çeken şey devasa yapılar. Büyük büyük binalar, kocaman ve karmaşık köprüler. Öyle ki köprü konusunda neden Japonlara güvendiğimizi bir kez daha anladım, yalnız bir gerçeği de belirtmekte fayda var, kendilerine yaptıkları köprüler bizimkilerden biraz daha büyük ve gösterişli :) Ama sonuçta Asya ve Avrupa'yı bağlayabilmek bizim güzel köprülerimizin tekelinde olduğu için bence sıkıntı yok. :)


Köprü dışında devasa yapılardan biri de tabi ki Tokyo Tower. Japonya'da alışık olduğumuz üzere bu kulenin de bir dilek özelliği var. :) Kulenin ışıkları akşam güneş batınca yanıyor, şehirde herhangi bir yerde ışıkların yandığı anda görür ve dilek dilerseniz, dileğiniz oluyor. Ben tabi ki bunu da es geçmedim ve dileğimi diledim. Çıkıp çıkmadığını zaman gösterecek. Işık her dönem farklı renklerde yanabiliyormuş. Yani bu güzel kule sürekli kıyafet değiştiriyor. Özellikle akşam manzaralı bir yerden kuleyi izlemenizi öneririm. Yakından kuleyi en iyi görebileceğiniz yer Roppongi bölgesi. Yalnız insan yakından yandığını çok anlayamayabiliyor, gereksiz beklemeyin diye belirtmek istedim :)