20 Temmuz 2015 Pazartesi

JAPONYA - KYOTO

Kyoto Japonya'nın gördüğüm en eğlenceli ve güzel şehri, ben çok beğendim. Kyoto'ya Osaka'dan tren ile geçilebiliyor. Meşhur Shinkansen trenleri ile yaklaşık 25 dakikada Kyoto'da olabiliyorsunuz. 

Benim Japonya'da gördüğüm en güzel tapınak, bir Budist tapınağı olan Golden Pavilion'du. Gerek altın rengi tapınak, gerekse incelikle tasarlanmış muhteşem bahçesi görülmeye değerdi. Gerçekten çok beğendim burayı. 





JAPONYA - HIROSHIMA

Hiroşima gezisine başlamadan önce Japonya'ya turist olarak gittiğinizde yapmanız gereken ilk şeyi söylemeliyim, bir Japan Rail Pass edinmek. Bu kart tüm trenlerde geçiyor, bununla bütün ülkeyi şu meşhur hızlı tren olan Shinkansen ile gezmeniz mümkün. Ben JR Pass'imi tepe tepe kullandım, çok da memnunum :)

Hiroşima Osaka'dan Shinknasen ile yaklaşık 2 saat sürüyor. Bir ek bilgi daha, olur da tren saatinizi kaçırırsanız bilet için gittiğinizde size yer yok derlerse vazgeçip dönmeyin. Shinkansen'de sadece bazı vagonlarda yerler rezerve edilebiliyor. Ama rezerve edilecek yer olmaması trende yer olmadığı anlamına gelmiyor, diğer vagonlarda erken gidip binip yer bulup oturabilirsiniz. Vagonların üzerinde rezerve olup olmadıkları yazıyor. Ben bunu malesef acı bir tecrübe ile asıl treni kaçırıp, diğer iki trende yer olmadığını düşünüp 2 saat bekledikten sonra bindiğim Shinkansen'de öğrendim. Siz yapmayın :(

Japonya'da JR Pass dışında bir de şehir içinde metroda kullanmak üzere bir PASMO olmanızda fayda var. Bunu akbil gibi doldurup metroyu istediğiniz şekilde kullanabiliyorsunuz. 

Bu kadar yol bilgisi sonrası gelelim Hiroşima'ya. Osaka Shin-Osaka istasyonundan direk tren ile Hiroşima'ya gidebiliyorsunuz. Bu arada endişe etmeyin tren, metro vs tüm sistemler çok net kolay ve İngilizce tüm bilgilere ulaşabiliyorsunuz. 

Trenden indikten sonra Hiroşima'da yapacak iki şey var, biri meşhur Hiroshima Peace Memorial Parkı gezmek, diğeri ise Miyajima Adasına bir yolculuk. %99'u orman olan Miyajima adasına feribot ile gidiyorsunuz. Adadaki Itsukushima Shrine'ının önünde meşhur yüzen O-torii Gate sizi karşılıyor (Floating Torii Gate). Bunu fotoğraflamadan adaya gitmiş sayılmıyorsunuz. :) Adanın etrafında istiridye avlanıyor. Ada gidip görmek ve özellikle Torii Gate'i görüntülemek için faydalı.




JAPONYA - OSAKA

Henüz çok yeni tamamlanmış bir gezinin ardından bir an önce yazmak ve yaşadıklarımı mümkün olduğunca unutmadan buraya aktarmak istedim. Japonya fikri ilk nasıl çıktı bilmiyorum ama özellikle Afrika seyahatimden sonra artık Avrupa'ya değil de mümkün olduğunca uzaklara gidip oraları görmenin, orada yaşayan insanları tanımanın bana daha farklı hisler tattırdığını fark ettim. Ve Güney Amerika mı, Nepal mi derken kendimi Japonya'da buldum :)

Seyahat planı ilk olarak uçak bileti ile başladı her zamanki gibi, Osaka gidiş Tokyo dönüş uçak bileti alındı ve arası araştırılmaya başlandı. Japonya uzunlamasına bir ülke olduğu için aşağı yukarı Osaka-Tokyo arasında aradığınız her şeyi bulabildiğinizi söyleyebilirim. Sadece Hiroşima bu ikilinin dışında kalıyor, ona da Osaka'dan günübirlik gidip gelebiliyorsunuz.

Kenya Tanzanya seyahatine benzer olarak uçak bileti sonrası Japonya'da yerel bir tur aramaya başladım. Böylece sadece görmek istediğim yerleri bildirip ara program ve ayarlamaları onların yapmasını istedim. Internette ararken karşıma Backyard Travel çıktı, iyi ki de çıktı... Asya'da bir çok ülke için kişiye özel turlar ayarlayan bu şirkete internetten planımı ve beklentilerimi yazdım. 24 saat içinde benimle temasa geçip tam da istediğim detayda bir tur programı çıkardılar. Fiyat olarak da geçirdiğimiz tatil ve gezdiğimiz yerlere kıyasla oldukça makul kabul edilebilirdi. Şimdi turu tamamladığım için gönül rahatlığıyla yazabilirim. Backyard beni hiç şaşırtmadı, biz hata yaptık onlar yapmadı. (Tren kaçırmak vs gibi) :) Dolayısıyla Asya için bir tur planınız varsa, buradaki turlar ile ayarlamak yerine işi bilen ve güvenilir bir acenta ile size özel turlar ayarlamak isterseniz, Backyard'ı tavsiye ederim.

Neyse gelelim Osaka'ya. Aslında Osaka Japonya'da gördüğüm yerler arasında beni en az etkileyen yer. Japonya'nın 3. büyük şehri (Tokyo ve Yokohama'dan sonra). Görülmesi gereken yerleri Osaka kalesi, Sumiyoshi Taisha türbesi (shrine), bir de Umeda Sky Building'in üzerindeki Floating Garden Observatory. 

Osaka Castle manzarası oldukça etkileyici, bir de kalenin müzesini de şöyle bir gezip Samuraylar hakkında bilgi almanızda fayda var :) Japonya'da tarih boyunca iki önemli insan var, biri Emperor (imparator), diğeri ise Shogun (Ordunun başı). Shogun denince aklınıza Samuraylar gelebilir. Bu ikisi tarih boyunca bazen birlikte olmuş, bazen karşı karşıya gelmiş. İmparatorluk babadan oğula geçiyor ve sembolik olarak da olsa halen devam ediyor. Kale ve müze geçmişten günümüze shogun'ları detaylıca anlatıyor ve genel olarak Japon tarihi ile ilgili bilgi edinmenizi sağlıyor.



6 Temmuz 2015 Pazartesi

PAÇACI HİKMET

Bu sefer bir mekan anlatmak istiyorum, ben çok severim ama her bünyede aynı etkiyi yaratır mı bilmiyorum. Özellikle yemek ile ilgili şeyler çok göreceli malum. Mekanın adı Paçacı Hikmet Anadolu Yakasında oturup yolu Bostancı'dan geçenler farkında olmasalar da bu mekanın önünden geçmişlerdir. Tam Bostancı minibüs caddesinde, ışıklı tabelaları olan bir mekan.


İlk defa seneler önce bir arkadaşımın önerisi ile gitmiştim, sonra sonra Vedat Milör'e de konu oldu kendisi. Her gidişimde aynı kalite ve özen. Tabii siz sakatat, yağlı et vs yemem, sevmem diyorsanız baştan gitmeyin zaten, onu da belirteyim. 

Aşağıda gördüğünüz muhteşem tuzlama, özellikle akşam alkol sonrası uğrayıp sirkeli sarımsak ile içilmelik. Ben alkolsüz de içiyorum ama alkol almadan yiyemem diyenler için Paçacı Hikmek 24 saat açık.

1 Temmuz 2015 Çarşamba

ÇEŞME - ALAÇATI

Alaçatı'yı öyle genel anlamıyla anlatmayacağım aslında. Türkiye'de tatil beldeleri içinde favorim Kaş ve Bodrum değişmez bir şekilde. Ama Alaçatı da farklı bir dünya ve keyif. Yazın başında ve sonunda daha çok seviyorum ben Alaçatı'yı, daha sakin oluyor çünkü. Genel olarak denizi, plajı ve eğlencesinden çok beni asıl etkileyen, ara sokakları, dükkanları ve muhteşem restaurantları.

Son dönemde Alaçatı dediğimiz yer aslında Hacımemiş tarafına kaymaya başladı. Bu geçmişte İstiklal'den Asmalı'ya olan kayış gibi biraz galiba. Yazı Alaçatı üzerine genel bir yazı değil de yemek odaklı bir yazı olacak. "Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat" derseniz, ben onun tam tersini yapacağım birazdan :) Mümkünse gidin ve aşağıda bahsettiğim yerlerde, bahsettiğim şeyleri tek tek yiyin. :)

Öncelikle Cumartesi günleri kurulan pazara kesinlikle gitmenizi öneririm. Pazar Hacımemiş tarafında, Alaçatı terminalinin hemen yanında kuruluyor. Ege'nin tüm otları, rengarenk, taze meyve ve sebzeleri sizi bekliyor pazarda. Satın almasanız bile gezinmek gerçekten hoşunuza gidecek. Tabii alıp evinize götürüp yemenizi ayrıca öneririm.




1 Haziran 2015 Pazartesi

HASANKEYF

Mardin Midyat Hasankeyf yazıma ek olarak Hasankeyf hakkında biraz daha detay vermek istedim. Gitmeden önce hikayesini az çok bildiğim ancak, gidip gördükten sonra beni daha da etkileyen Hasankeyf'in tarihini bir miktar araştırdım. Bu araştırmaları kısaca derleyip sizinle de paylaşmak istedim.

Bölge Dicle nehrinin iki yakasına kurulmuş, tam olarak kimler döneminde yapıldığı bilinmemekle birlikte 12 bin yıl önce kurulduğu tahmin ediliyor. Bölgede daha önce hangi milletler yaşamış diye kısaca bir bakarsanız yaşamayan kalmamış diyebiliriz :) Asurlular, Urartular, Persler, Roma, Bizans İmparatorlukları, Abbasi, Selçuklu, Artuklu, Akkoyunlu ve son olarak Osmanlı... Medeniyetler beşiği demek yanlış olmaz.


Bölgenin en etkileyici eserleri Zeynelbey Kümbeti (Akkoyunlu döneminde yapılmış), Artuklu Köprüsü (Roma döneminde yapılan köprünün temeli üzerine Artuklu döneminde yapılmış), Sultan Süleyman Külliyesi ve Er Rızk Cami. Bölge tarih içinde gerek deprem, gerek Moğol istilası ile ağır tahribata uğrasa da bu güzel eserler bugüne kadar gelmeyi başarmış.

Bu kadar medeniyetin yaşam sürdüğü, bugüne gelmeyi başaran bu kadar eseri barındıran Hasankeyf şimdi Ilısu barajı yapımı ile savaşıyor. Yeni bir Moğol istilası denebilir buna belki de... Eserlerin tamamen su altında kalmaması için türlü projeler düşünülüp sunulsa da, sonuçta bunlardan biri uygulanabilecek mi bilen yok. Projelerin yapılabilirliği de ayrı bir mesele. Ilısu barajının farklı bir yöntemle Hasankeyf'e zarar vermeden yapılması başarılabilir mi, o da tartışılan konulardan biri.

Ilısu Barajı sonrası eserlerin bir kısmının da Yeni Hasankeyf'e taşınıp Kültür Parkında sergilenmesi planlanıyor. Ancak bunca yıla dayanmış bu eserlerin yerlerinden edilip taşınması sürecinde zarar görüp görmeyecekleri ciddi soru işareti yaratmıyor değil...

Yaşayıp göreceğiz, bakalım Hasankeyf bu istiladan da çıkmayı başaracak mı?




13 Mayıs 2015 Çarşamba

MARDİN MİDYAT HASANKEYF

Her tarafı tarih kokan bir gezi; Mardin, Midyat, Hasankeyf... Ben çok keyif aldım, giden bir çok insanın da benzer duygular ile döndüğünü tahmin ediyorum. Öncelikle kısa bir gezi planı yapmanız yeterli olacaktır. Ben bahsi geçen yerleri 2 tam günde tamamladım. Evet biraz yorucu oldu ama 3 gün bu tur için ideal diyebilirim.

Mardin benim hayalimde küçük Kudüs'tü aslında. Medeniyetler beşiği Mezopotamya'da farklı dil ve dinden insanın yüzyıllarca yaşadığı bir coğrafya. Ben hayalimdekini buldum, tek üzüntüm bu farklı kültürlerin büyük bir kısmının yok olmuş olması. Yani bölgede yaşayan Süryani ve Yahudi kişilerin sayısı yıllar içinde o kadar azalmış ki dokuyu sadece tarihi eserlerde hissedebiliyorsunuz. Normal hayatta bu mozaiği gözlemleme şansınız çok da olamıyor. Gönül isterdi ki o yüzyıllar süren yaşam şekli bu günde devam etseydi, insanlar yurtlarında hep birlikte yaşamaya devam etselerdi...

Neyse şehre gelecek olursam, turla gitmeyi tercih etmeyen benim gibi arkadaşlar için: Pegasus ve THY'nin Mardin'e hemen her gün uçuşları bulunuyor. Havalimanından şehir merkezine taksi ile gidebilirsiniz. Ben merkezde Dara Konağı isimli butik otelde kaldım. Öyle fazlaca bir lüks beklemeyin sonuçta taş evde kalacaksınız. Yok ben taş evde kalamam derseniz merkezin bir miktar dışında havalimanı yolunda Hilton bulunuyor. Bunun dışında Erdoba Konağı, İzala ve Reyhani Kasrı önerilen oteller arasında. Otellerin hepsi gayet merkezi. 

Mardin'de ana caddede yürüyüş yaptığınızda kendinizi tarihe tanıklık ettiğinizi hissediyorsunuz. Her yerde bir cami, medrese, kilise ile karşılaşmanız mümkün. Ayrıca daracık sokaklar ve küçük sarı taş evler sizi büyülüyor diyebilirim. Ben gider gitmez kahvaltı için öneri üzerine Seyri Merdin'e gittim. Ve gitmemle birlikte hayalimdeki Mardin kahvaltısının aslında sadece hayalimde olduğunu öğrendim. Çünkü Mardin'de kahvaltı özelinde bir şey yok. Yani peynir, ekmek, zeytin, değişik olarak kabul ederseniz tek şey ekmek yerine tırnaklı pide olması :) Ama Seyri Merdin'de manzara güzel, şehir güzel. Yani kahvaltı yapmak için iyi bir yer olduğunu söylemek mümkün. Yalnız dediğim gibi kahvaltı beklentisini düşük tutmakta fayda var.



İlk olarak geziye ana cadde üzerindeki Kırklar Kilisesi ve Zinciriye Medresesi ile başlayabilirsiniz. Zinciriye Medresesinden Ulucami manzarasına bir bakmakta fayda var. Rivayete göre zamanında Zinciriye Medresesi ile Ulucami arasında iki tane zincir varmış, zincirlerden biri akrep, biri yılanı temsil edermiş. Akrep olan zincir kopmuş. Bu sebeple bölgede özellikle yaz aylarında akrep sokması nedeniyle ölen çok olurmuş. Ancak kopmayan zincir insanları yılan sokmasından ve ölümlerden korurmuş...



6 Nisan 2015 Pazartesi

GAZİANTEP


Bir çok kez gitme fırsatı bulup bir türlü yazamadığım yere geldi sıra; Gaziantep.

Her türlü gitmeye değer. Yemek için, gezmek için, insanlarla sohbet etmek için...

Ama tabiki Antep deyince ilk başlanacak yer YEMEK. Antepte yemek sabah beyran ile başlar. Metanet'e gidip güzel acılı bir beyran çorbası ile güne merhaba demenizde fayda olacaktır :) Benzeri Kadıköy'de itfaiyenin karşısında var, meşhur Dürümcü Emmi'de. Bu vesile ile orayı da tavsiye etmiş olayım :)

Daha önce de yazdığım Halil Usta kesinlikle gidip kebabın tadına bakılması gereken yer. Halil Usta Zeugma Müzesinin hemen arka tarafında. Restaurant sadece öğlenleri açık, Ramazan’da tamamen kapalı. Burada küşlemenin tadına bakılmalı. 


18 Şubat 2015 Çarşamba

RADİKA - KOŞUYOLU


Uzun zamandır yazmak isteyip yazamadığım bir yere geldi sıra Koşuyolunda sakin, sessiz ve kendinizi Ege’de hissettiren ortamı ile Radika…



Koşuyolu özellikle son dönemlerde Anadolu yakasında sıklıkla tercih edilen bir yer olmaya başladı. (Belki uzun zamandır insanların farkında olduğu bir yerdi ama ben de yeni keşfetmiş olabilirim tabii J )

Ceviz Ağacı, Kirpi Café, Parfe Mio benim de özellikle tercih ettiğim yerler arasında. Ama ilk sırayı her zaman Radika’ya veririm. Öncelikle Radika Ege evi formunda, gerek yemekler, gerek de ortam itibariyle zaten kendinizi Ege’de hissediyorsunuz. Restaurant’ın güzel tarafı, hem sabah kahvaltısı, hem de de akşam Meze-Balık olarak tercih edilebilir olması.


Kahvaltıda serpme kahvaltı sunuyorlar. Kahvaltıda 5 çeşit peynir, salatalık-domates, tereyağ, zeytin, çeşitli reçeller, bal, kaymak, menemen, girit böreği, sucuk ızgara, ızgara hellim peyniri ve sınırsız çay servisleri var. Ücreti kişi başı 23 TL.



Akşam yemeğinde ise sınır sizsiniz. Özellikle karışık ege otları denemesi gerekenlerden. Ne zaman gitsem balığa gelene kadar mezelerle doymuş oluyorum. Ama mezeler zaten muhteşem. Levrek marin, ahtapot ızgara, fener kavurma, kalamar kokoreç denenmesi gerekenlerden.

Kısacası sakin, keyifli ve güzel bir yemek için tercih edebilirsiniz Radika’yı.

Afiyetle...

10 Şubat 2015 Salı

İTALYA - VENEDİK

Son Güncelleme: 2015

Ben daha önce neden yazmamışım acaba Venedik'i?. Aslında ilk gidişim değildi ama sanıyorum mecbur kalmazsam son gidişim oldu. Yanlış anlaşılma olmasın, kötü olduğundan değil de yeter yani. Temmuz sıcağında gördüm, karnavalda gördüm bence daha da görmeye gerek yok :) Kısacası bence Venedik tek görümlük bir şehir ama en azından bir kere görmenizi tavsiye edebilirim.

Venedik güzel, bir kere her şeyin ötesinde bir şehrin böyle küçük sokaklardan, kanallardan oluşması bile içerisinde gezerken, sokaklarında kaybolurken güzel bir his veriyor size. Hani şu sokaklarında kaybolun klişesi Venedik'te klişe değil. Gerçekten en büyük keyfi kaybolunca aldığınızı söyleyebilirim. Bu arada zaten o kadar karışık ve iç içe ki sokaklar kaybolmama olasılığınız da neredeyse yok.

Dediğim gibi ilk gidişim Temmuz ayındaydı ki sıcak gerçekten zorlayıcıydı. Tabii gondol sefası yapmak, kanallarda dolanmak için güzel bir hava olduğu söylenebilir. Bu sene yaptığım ise daha karnaval gezisiydi. Aslında Venedik karnavalının neden Şubat ayında olduğunu da sorgulamadım değil. Yani Brezilya'ya özendiler desem, bir noktada Kuzey Yarım kürede olduklarını biliyorlardır herhalde, yani Şubat'ta kış var malum. Neyse anlaşılacağı üzere soğuktu. İlk 2 gün yağmurlu olduğu için şehri sel bastı. Ama keyifliyfi. Yani şehir insanının su baskınına olan alışıklığı ve hemen adaptasyonu bile bence oldukça etkileyiciydi. İstanbul'da yağan ufacık bir yağmurda yaşanan kaosa kıyasla inanılmaz organize bir toplum olduğunu söylemek mümkün. Zaten gel-git şeklinde olduğu için sabah sular altında gördüğünüz yer iki saat sonra kupkuru olabiliyor. Sizin sadece ilk bulduğunuz mağazadan plastik bot almanız ve bu tip durumlar için kurulan platformlarda yürümeniz gerekiyor. (İlk gün platformları karnavalda kostümlü yürüyüşün yapılması için kurulduğunu sanmıştım, ama yağmuru görünce anlamam uzun sürmedi :) )






Neyse şehri anlatmaya geçecek olursam öncelikle havalimanından Venedik'e gitmek için iki opsiyonunuz var, merkeze varışı 25-30 dakika süren gidiş geliş 220 Euro olan özel botlardan kiralamak ya da ortak kullanım olan ama merkeze varışı 1,5 saat süren kişi başı 27 Euro olan Alilaguna botlarına binmek. Bütçe ve rahat anlayışınıza göre dilediğinizi seçebilirsiniz. Bu botlar ile San Marco'ya gidip otelinize yerleşebilirsiniz.