15 Temmuz 2014 Salı

MAGNETLERİM

Evet herkeste olduğu gibi bende de gittiğim yerlerden magnet alma hastalığı var. Ama sanırım benimki biraz farklı :) Farklı bir tutku, biraz takıntı diyelim. Prensipleri var benim magnet seçimlerimin. Öyle her magnet alınmamalı, magnetler alındıkları yerlerden belli özellikler taşımalı vs vs

Ayrıca magnetler özel olmalı, öyle buzdolabı üzerine koymayı uygun bulmuyorum, o yüzden onlar için ayrı bir magnet panom var. Ev taşıma sırasında en büyük sorun magnetlerimin paketlenmesi, bir tanesine bir şey olursa ciddi sıkıntı çıkartma riskim var. Bu nedenle evde magnet panosuna pek yaklaşmamaya çalışır genelde etrafımdaki insanlar :) Kazara kırılırsa can sıkıcı olabilirim zira :) Genelde onlara benim dışımda dokunan olmuyor bu nedenle, uzaktan bakıyorlar :)


30 Haziran 2014 Pazartesi

İTALYA - MİLANO ve MAGGIORE GÖLÜ

Akdeniz ve Ege seven bir insan olarak İtalya, İspanya ve Yunanistan tatil yerleri içlerinde favorilerim oluyor genelde.

Bu tatil için hedefim Milano'ydu, çok yakın bir arkadaşımın şimdilik 1 yıllığına Milano'ya taşınması ile planları yapmaya başladık :) Açıkçası şehir olarak çok bir beklentim yoktu Milano'dan daha çok arkadaşımı görme kısmı ile ilgileniyordum, ama gidip gördükten sonra şehir olarak da gayet tatmin edici olduğunu söyleyebilirim.

Daha önceki İtalya gezileri için; Roma, Floransa, Cenova&Cinque Terre, Napoli&Pompei
Bu arada Venedik yazımı bulamıyorum, uçmuş sanıyorum siteden... Notlarımı kurcalayıp tekrar yazmaya çalışacağım.

Milano'ya nereden başlamalı bilemiyorum. Öncelikle şehirde 3 adet havalimanı bulunuyor, gitmeden kontrol edip araştırmanızda fayda var. Genel olarak en yoğun uçuşların olduğu Malpensa. Bunun dışında Bergamo ve Linate de var. Hepsinden şehre otobüs ile ulaşım var. Ayrıca tren ve taksi ile gidebilirsiniz elbette. Ben Pegasus ile Bergamo'ya uçtum ve Bergamo'dan şehir merkezine tren ile ulaştım, beni almaya gelecek arkadaşımı beklerken Milano Centrale istasyonunda Lanzera Cafe'de Caprese'nin tadına baktım. (İtalya'ya geldiğimi hissetmem için mozzarella yemem gerek :) ) Bergamo havaalanı olarak gerçekten Milano ile çok uyuşmayan bir havalimanı. Zaten sadece Pegasus ve Ryanair uçuyor oraya, buradan bile beklentinizin ne olması gerektiği malum.
İtalyanlar genel olarak oldukça yardımcı ve sıcakkanlı. Aslında bu İtalya'nın güneyinde daha belirgin olmakla birlikte Milano'da da oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Güney İtalya'dan farklı olarak buradaki insanların daha bakımlı olduğunu ise söylemek mümkün. Özellikle şehir merkezinde market alışverişine çıkmış 60-70 yaşında teyzelerin bile makyajlı ve şık giyimli olduğunu görüyorsunuz. Erkekler ise hem çok şık, hem de centilmen. Hemen her yerde kadın olmanın pozitif ayrımcılığını yaşıyorsunuz :) Sırada sizden önde bile olsalar bir bayan varsa yer veriyorlar. Türkiye'de alışık olmadığınız bir durum olduğu için başta garipseme durumu oluyor ama sonra alışıyorsunuz bu prenseslik hissine :) Bunun dışında özellikle iş saatlerinde Milano merkezde gezdiğinizde "İtalyan kesim" takım elbise denilen şeyin ne olduğunu ve kimlerin giymesi gerektiğini anlıyorsunuz :) Evet Milano'da beyler bu takım elbiselerin hakkını veriyorlar :)

Neyse bu kadar toplumsal bilgi sonrası şehre geri dönüyorum :) Ben arkadaşımın evinin çok merkezi olmasının tadını çıkarttım. Ev Brera'da ve Brera şehrin ana meydanına çok yakın. Otel arayışında bunu göz önünde bulundurmanızda fayda var. Çünkü Brera'da kaldığınız zaman aşağıda anlatacağım şeylerden hiçbiri için bir taşıta binmeniz bile gerekmiyor.

Şehirde bir turist olarak öncelikli gitmeniz gereken iki yer var; Duomo ve Castello Sforzesco (kale). Duomo'ya çıkıp bir şehri tepeden görmeniz şart. Ayrıca Duomo meydanındaki cafelerden birinde oturup bir kahve içmenizi de öneririm. Kale ise bir mimari harikası, içine girip kaybolmanızda fayda var. Öyle diğer turistik Avrupa şehirleri gibi değil Milano. Haziran ayında gitmeme rağmen çılgın bir turist kalabalığı ile karşılaşmadım örneğin. turistik gezi gibi değil de şehir sakini gibi geziyorsunuz.



25 Mayıs 2014 Pazar

KAZ DAĞLARI

Kaz dağları özellikle bahar aylarında 3-4 günlük tatiller için ideal bir gezi rotası. Biz öyle yaptık diye söylemiyorum, gerçekten doğru zaman bu bence :)

Öncelikle hareket, eğlence, dans, müzik vs arayışınız varsa Kaz dağları yanlış mekan. Sizi Ege-Akdeniz kıyılarına alalım. Buraya daha ziyade dinlenme, temiz hava alma, doğayla iç içe olma tatili diyebilirsiniz.
İstanbuldan feribot ile Bandırma’ya ardından da Susurluk, Edremit üzerinden Kaz dağlarına ulaşabilirsiniz. Biz giderken GPS’e uyup Çan yolundan gittik (daha kestirmeymiş), ancak Bayramiç sonrasında cidden Kaz Dağlarına kendi aracımız ile girmek durumunda kaldık ki yolda ayı ya da domuzdan geldiğini tahmin ettiğimiz bir ses duyunca cidden panik olduk. :) Ayrıca engebeli yollara dayanamayan aracın altı da birkaç kez yola çarpmak durumunda kaldı. Bu nedenle tavsiyemiz GPS’i kapatıp Susurluk üzerinden gitmeniz. :) Hem Susurluk’ta bir ayran içip yola devam etmenin keyfi de başka oluyor.

Kaz Dağlarında oteller/konaklar iki temel bölgede toplanmış; Yeşilyurt ve Adatepe. Biz tercihimizi Yeşilyurt’tan yana kullandık ve hiç de pişman olmadık. Adatepe Yeşilyurt’a göre biraz daha tenha bir yer. Gece gitmedik ama sanki geceleri biraz daha sıkıcı olabilir :)

7 Mayıs 2014 Çarşamba

KAŞ - KALKAN

Huzurun diğer adı bence Kaş. Bendeki yeri öyle ya da belki... Her yaz vazgeçilmezim olan ve bir haftasonu bile olsa uğramadan yazı tamamlayamayacağım Bodrum'un yerine aday mı? Emin değilim. Bodrum hala favori ama Kaş da ikinci uğrak yerim olarak adını kalbime yazdı diyebilirim :)

Kaş'a gelmeden Kalkan ile başlayayım anlatmaya. Yolculuk Dalaman havalimanından başlar, tercihen araç kiralanır ve Kalkan'a doğru yola çıkılır. Kaş-Kalkan Antalya'ya bağlı olmakla birlikte haritadan görebileceğiniz üzere aslında Muğla'ya ve buna bağlı olarak Dalaman'a daha yakınlar. Dalaman'dan yaklaşık 1,5 saat sonra Kalkan'a varabiliyorsunuz. Yol biraz virajlı ama çok da sıkıntılı değil. İsterseniz araç kiralamadan taksi ile de gidebilirsiniz. Yaklaşık 200-250 TL'ye götürüyorlar.

Biz Kalkan'da sadece 1 gece kalacağımız için orada yaşayan bir arkadaşımızın önerisi üzerine Moonlight diye bir yerde kaldık. Pansiyon tadında olduğu için çok bir beklentiniz olmasın tabii ama hem hizmet, hem de temizlikten oldukça memnun kaldık biz. Ayrıca pansiyonun terası manzara açısından gerçekten görülmeye değer. Kahvaltı da gayet başarılıydı.





Kalkan merkeze hiç inmedim diyebilirim. Denize girmek için ideal mekanın (öneri ile) Kulübe Otel'in beach'i olduğunu öğrendik. Gerçekten çok ama çok güzel bir mekan olduğunu söyleyebilirim. Gittiğimiz dönemin Mayıs olmasından da kaynaklanıyor olabilir ama huzurun diğer adıydı benim için bu plaj. Plajda oturup güneşlenip, kitabınızı okuyup sakin denize girebilir. Efes bardağında ice cafenizi yudumlayabilirsiniz. Sonra biraya geçilir tabii.

12 Kasım 2013 Salı

MİSİNA BALIK - FENERBAHÇE

Uzun zamandır önünden geçip bir türlü gitmek kısmet olmayan bir mekandı Misina Balık. Sonunda gittim ve bundan sonra Cunda ile kapışırlar diyebilirim. Hatta belki Cunda Balık’tan iyidir ama Cunda’nın bendeki yeri ayrı…



Fenerbahçe Orduevinden sahil yoluna çıkan yol üzerinde Misina Balık, hep kalabalık, hep önü araba dolu. Rezervasyon yaptırmadan gitmemek gereken yerlerden… İçerisi dışarıdan görüp beklediğinizden büyük, oldukça geniş ve ferah.



Mezeler harika, hangisini alacağınızı şaşırıyorsunuz. Bir süre kalakalıyorsunuz meze bölümünün önünde. Garsonlar iddia ediyorum bugüne kadar gittiğim tüm restaurantlardaki garsonlardan daha ilgili. 6 yaşındaki yeğenimle yaklaşık yarım saat oyun oynayıp bir yandan da ona yemek yediren ve sohbet eden bir garsonumuz vardı örneğin. Yarım saat full dikkatini size yönlendirebiliyor yani garsonlar ve bunu yaparken de sizi rahatsız etmemeyi garip bir şekilde başarıyor.

Tabii Misina garsonlarından öte bir yer, yemekler gerçekten çok başarılı. Mezeler güzel, özellikle ahtapot ızgara ve karides güveç denenmeli. Balık pastırması önerilebilir, kızartma mezeleri de lezzetli. Ege otları zaten söylemeye gerek yok çok başarılı. Kiremitte Ege otu muhteşem.

Bence Misina'yı Misina yapan ise kabuklular konusundaki başarısı. Söğüş böcek, ızgara yengeç, kabuklu güveç ve kidonya yenmeden oradan kalkılmamalı. Balığa gelince garsonlar tazelik ve lezzet konusunda yönlendiriyorlar sizi. Ama denediğim balıkların hepsi lezizdi. Tatlı olarak da dondurmalı helva önerilir.




Kısacası şüphesiz önerebileceğim bir yer MisinaBalık. Gitmediyseniz bir deneyin derim. Pişman olmazsınız.

6 Eylül 2013 Cuma

SAKIZ ADASI - YUNANİSTAN

Son Güncelleme: 2014

3 günlük kısa bir geziydi Sakız adası ve tadı damağımda kaldı diyebilirim. Genel Yunanistan sevgimden kaynaklı olabilir bu durum ama ben oldukça keyif aldım bu geziden. Ve kendi adıma bu sene Yunanistan'daki ekonomik krizin atlatılması için elimden geleni yaptım diyebilirim, içim rahat :) Geziyi 30 Ağustos'a denk getirmek ve Zafer bayramında Yunan topraklarında olmak da oldukça manidardı :)

Sakız'a Çeşme limandan Ertürk feribotları ile 1 saat gibi bir zamanda gidebiliyorsunuz. Schengen olması gerekiyor ancak bayram vs gibi durumlarda kapıdan da vize alınabiliyor. (Yalnız bu durumda günübirlik gitmeniz gerekebilir, araştırmakta fayda var) Pasaport kontrol geçişi oldukça kısa sürüyor, o sırada beklerken adanın detaylarını anlatan harita ve kitapçıktan almanızı öneririm.

Feribottan iner inmez Chios merkezde yan yana dizilmiş cafelerden birinde kahvaltınızı yapabilir, hatta Türk çayını (ince belli bardakta) içebilir yolunuza devam edebilirsiniz.

Biz konaklama için Mesta bölgesini seçtik, önceden kiraladığımız aracı teslim alıp Mesta'ya giderken yolda Pirgi'ye uğradık. Pirgi daracık sokakları, camlardan ve duvarlardan sarkan küçük domatesleri ile çok şirin bir Yunan köyü. Meydana gidip bir frappe içmenizi tavsiye ederim.




13 Ağustos 2013 Salı

BİR YOL HİKAYESİ (Kavala - Thasos - Selanik - Ohrid - Tiran - Budva -Kotor - Dubrovnik - Debar- Üsküp - Dedeağaç)

Evet bu sefer il il bölebileceğim gibi bir tatil değil anlatacağım, daha çok başlıkta da yazdığı gibi bir yol hikayesi...

9 günlük bir hikaye. İpsala'dan girişeceğimiz yolculuk için hikayemiz öncelikle araç için triptik belgesi ve beynelmilel ehliyet almakla başlıyor. Bu belgeleri almadan Yunanistan'a çıkış yapamıyorsunuz. Belgeleri isterseniz direk olarak kapıdan alabilirsiniz ama sıra beklemeyelim derseniz önceden halletmekte fayda var. Biz triptik belgesini (araç sigortası - yeşil kart) önceden hazırladık, ehliyeti ise kapıdan aldık (15 dk sürdü toplamda)



KAVALA
Çıkışla birlikte ilk durak Kavala. Yolda önce Alexandroupolis'den geçiyoruz. Otoban gayet başarılı, duble yol dediğin işte böyle olur dedirtecek şekilde. Bir de araç camına yapışan devasa uçan arkadaşlar olmasa daha da keyifli olacak. Sonuçta otoban bizi Kavala'ya götürüyor. Kavala şirin bir tatil kasabası. Sahil boyunca restaurantların, bizdeki sahil kasabalarında olduğu gibi sahilde mısır, lokma, dondurma standlarının olduğu şirin bir yer.


25 Nisan 2013 Perşembe

ÇANAKKALE - Şehitlik


İstanbul’dan keyifli bir yolculukla gidebileceğiniz ve hafta sonunu geçirip dönebileceğiniz güzel bir şehir Çanakkale. Özellikle bugüne kadar gidip görmediyseniz sadece şehitliği görmek için gitmeye bile değer.

Keşan üzerinden gidip Kilitbahir’den bir feribot ile Çanakkale’ye ulaşabilirsiniz. Çanakkale rıhtımda bir çok otel bulunuyor. Kervansaray ya da Anzac otel önerilebilir. Ücretler oldukça uygun. 25 Nisan Anzak günü olduğu için o dönemde giderseniz şehirde Türk’ten çok yabancı ile karşılaşmanız mümkün. Ciddi bir anma organizasyonu yapılıyor bu tarihlerde Çanakkale’de ve hazırlıklar günler öncesinden başlıyor. Tabii otel fiyatları da artıyor buna bağlı olarak.





22 Mart 2013 Cuma

SAPANCA - RICHMOND NUA WELLNESS SPA OTEL

İtiraf etmeliyim blogspot kapatılınca hevesim kırıldı baya, pek yazmak gelmiyor içimden ama bugün kapatılmış olması hiç açılmayacağı anlamına gelmiyor malum, yazmaya devam edeyim dedim.

Bugün Sapanca’da bir otelden bahsedeceğim, Richmond  Nua Welness-SPA otel. Otel gerçekten güzel, facility olarak çok muazzam büyük, gösterişli bir yer beklemeyin. Zira otelin güzelliği odaları, restaurant’ı falan değil. Otelin alt katında bulunan SPA merkezi.

Odanıza yerleştiğinizde yatağınızın üzerinde otel SPA merkezinde giyebileceğiniz kimonoları bulabilirsiniz. Sonrası kendinizi havuz, hamam, duşlar,buz odası, buhar odası, sauna, ısıtılmış su yatakları vs gibi her türlü aktiviteyi bulabileceğiniz SPA’ya atmaya kalıyor.  SPA merkezinden çıkan herkes hafif mayışmış ama kesinlikle dinlenmiş şekilde görünüyor bu nedenle. İsteyenler ayrıca masaj da yaptırabilirler elbette. Ama masaj fiyatlarının oldukça yüksek olduğunu söylemeye gerek yok heralde...

Otelin bir de Hypoxi ismi verilen zayıflama programı mevcut. Ancak 2 gecelik tek kişi programının fiyatı 715 Euro :) Vermek isteyenler önden buyursun... :))

Otel tam pansiyon olarak açılışıyor. Sabah kahvaltıları ve aksam yemekleri açık büfe, oldukça lezzetli olduğu söylenebilir.Otelden SPA dışında bir şey beklemeyin çünkü bina ve etrafı oldukça küçük. Dışarıda bir yürüme parkuru var ama gidiş dönüş 400 metre civarı bir uzunluğu var. Otelde ekstralar da tahmin edeceğiniz gibi baya yüksek. Bir bardak demleme çay 8 TL, bir kutu kola 12 TL gibi...  :)

Öğle yemeğinizi otel dışında yeme isterseniz Titiz Izgara  veya Green Blue restaurant’ı öneririz. Green Blue balık-meze yapmak isterseniz değerlendirilebilir bir seçenek. Titiz Izgara ise dışarıda güzel bir bahçesi olan, ızgara tavuk, et, köftenin tadına varacağınız güzel bir restaurant. Kahvaltı seçenekleri de oldukça güzel, pişi, bal,kaymak, tereyağı ve reçelin tadına bakmanızı öneririz.

Otelle ilgili tüm bilgilere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz;
http://www.richmondnua.com/tr_home.php

NOT. Bir arkadaşımın hatırlatması üzerine ekleme; otele 12 yaşın altındaki çocuklar alınmıyor. :) Çocuklulara duyurulur...

5 Mart 2013 Salı

ADANA


Bir hafta sonu gidip kebap yiyip dönülebilecek bir şehir Adana. Yalnız şehirde gerçekten yiyip içmek dışında pek yapılabilecek bir şey olduğu söylenemez. Yani Cumartesi sabah uçağıyla giderseniz maksimum Pazar öğleden sonra dönmekte fayda var. Aksi halde “Eee şimdi ne yapacağız peki?” gibi bir durum söz konusu oluyor. :)

Taş köprü ve Sabancı Merkez Camii görülmesi gereken yerlerden. Köprünün yakınlarından geçip hem köprüyü, hem de camiyi resimleyebilirsiniz. Cami gerçekten çok büyük, 6 minareli ve Adana’nın adeta sembolü konumunda.